YORUM
Mesnevi’den Pedagojik Telkinler
Doç.Dr.Süleyman DOĞAN
Kimse darılmasın ama bu yazımda Selis Kitaplar arasından çıkan “Mesnevi’den Pedagojik Telkinler” isimli kitabımdan sözedeceğim. Mevlana veya Mevlana Celâleddin Rûmî olarak bilinen büyük Türk düşünürü Celâleddin Muhammed, 30 Eylül 1207’de Horasan yöresindeki Belh (bugün Afganistan sınırları içinde yer alıyor) şehrinde doğdu. Babası, kendi çağının büyük mutasavvıflarından ve din bilginlerinden Bahaeddin Veled’dir. Mevlana 17 Aralık 1273 yılında Konya’da vefat etti. Konya’da Mevlana müzesinin içinde bulunan türbesini her yıl Türkiye ve dünyanın birçok ülkesinden yüzbinlerce insan ziyaret etmektedir.
Mevlana dünya üzerinde birçok insan tarafından gerek eserleri gerekse sema gösterileri ile tanınmakta ve uluslararası kültüre mal olmuş ilkeleri ile anılmaktadır. Mevlana’yı ve Mesnevi’yi anlamak, Mevlana’nın eserlerinde kullanılan terimlerin ruhunun anlaşılmasıyla mümkündür. Mevlana’nın sözleri bir tasavvuf ruhu ve geleneği içinde anlaşılabilir. Ancak Mesnevi terminolojisi, sembol içinde sembol barındıran bir içyapıya sahiptir. Mesnevi’yi anlamak onun yaşadığı dini ve toplumsal arka planı anlamakla mümkündür.
Mesnevi’nin çağrısını günlük hayatın diliyle anlamak, Mesnevi’nin ruhuna uygun düşmez. Mevlana sembollerle düşündürür. Kelile ve Dimne adlı eserde çok belirgin olarak sunulan sembollerle örülü ve ders veren yapının benzerini Mevlana’da bulmak mümkündür. Kelile ve Dimne’nin hayvan motiflerinin aksine, Mevlana’nın çağrısı insanı yine insan olarak sembolleştirme, başka bir kılıkta hikâyesini anlatmadır. Mevlana’nın çağrısı, tüm sembolleri araç olarak kullanmak suretiyle insana varmaktır. İnsan hikâyelerinden insanlık için dersler çıkar.
Mesnevi’de mükemmel bir anlatım, kıvrak bir zekâ, sağlam bir inanç, sıcak bir sevgi vardır. Uzun yüzyıllar çeşitli kurumlarda binlerce kişiye sevgi yolunu, inanç yolunu, doğru yolu göstermiştir. Günümüzde çeşitli dünya dillerine çevrilen, çeşitli eserlerin yazılmasına vesile olan bu eserin birçok Türkçe çevirileri de bulunmaktadır.
Mesnevi denen birlik ve aşk tufanı eseri ile beşeriyetin karşısına kâh realist bir sanatkâr, kâh tefekkürü ve imanıyla göz kamaştıran bir hâkim, kâh hikmet ve rahmet olarak çıkan Mevlana’yı bizzat kendisinden öğrenmek, başkasından dinlemekten elbette yeğdir. Zira Mevlana Celâleddîn Rûmî’nin Mesnevi’si taşıdığı bir takım özellikleriyle kendisi ile insanlar arasında kurulması lazım gelen köprünün ta kendisidir. Hele dünyanın tehlikeli bir hızla mekanikleştiği bu asırda, Âdemoğlunun tasavvuf ve Mesnevi kültürüne ihtiyacı, şüphesiz her zamankinden daha fazladır. Zira bugün azgın tabiat kuvvetlerini kontrolü altına almış ve hizmetine koşmuş olan insanoğlu, bir yandan da esir ettiği bu zorlu kuvvetler tarafından esir alınmış durumdadır. Öyle ki, teknik araştırma ve buluşlarının gururu ve büyüklük hislerinin gafleti, maddesi ile manası arasındaki kapıyı tamamen kapatmış ve onu dış tabiatının zindanına hapsetmiştir. Kendi kendine yabancı hatta düşman kesilen bu insan, sevgiyi unutmuş, imandan, ihlâstan habersiz kalmış, sonunda da üstüne çöken egoizme teslim olarak, onun emrinde çevresini yıkar döker, ezip perişan eder hale gelmiştir. Bu nedenle dünden daha çok bugün Mevlana’nın mesajına ihtiyaç vardır.
Mesnevi ve Pedagoji
Mevlana, eğitimi bir ihtiyaç olarak gören ve eğitimin gücüne inanan biri olarak, eğitimcide bulunması gereken özellikler ve öğretim yöntemleri ile ilgili olarak ortaya koyduğu sürekli uygulama alanı bulabilecek görüşleri ile evrensel bir şahsiyet olma özelliği taşımaktadır. Mevlana modern eğitimde yer alan, “çocuğun benliğini öne çıkarma” düşüncesine ters düşmemektedir. Mevlana modern görüşten biraz daha ileri giderek, çocuğun gerçek benliğini yakalayıp öne çıkmasını istemektedir. Bu benlik, eğitim sayesinde kendini bulacak, eğitimin hür havasında, çocuğun bağımsızlık dünyasında kendini öne sürecektir.
Modern psikolojide “iç gözlem” metodu olarak adlandırılan bu metot Mevlana’da, kendini gözleme, kendini anlama ve kendini tanıma olarak yer alır. Kendine yönelme, nefisle mücadeleyi devreye sokma demektir. Kendi kendini terbiye etmenin en güzel ve geçerli yolu bireyin kendi nefsiyle mücadele etmesi anlamına gelmektedir. Kendi kendini eğitmenin bir yolu da kendi kusurlarını tespit etmektir.
Gözlem metodu
Mevlana’ya göre, insana en çok zevk veren metot gözlemdir. Kâinatın sahip olduğu estetik değeri ancak gözlemlerle görebileceğimizi belirten Mevlana, öğrencisine şu tavsiyede bulunur: “Güzelim sanatına bak, gönüllere gelen vahyini seyret. Tümden görüş ışığı kesil; ne gelirse bakış-görüş zevkinden gelir.” Bir şeyin aslı nazarî olarak anlatılamaz. Nazarî olarak anlatılırsa, o bilgiye dönüşmez, teori olarak kalır. Ama onu aslı gözlenirse, tüm şüpheler ortadan kalkar. Öyle ise gözlem, şüpheyi gideren çok önemli bir metot ve yoldur. Sebepler zinciri, ancak gözlemle bizi kaynağa götürür. Eğitimciler, öğrencilerine gözlem yaparak görebilmeyi öğrencilerine öğretmelidirler. Mevlana, öğretmeni Tebrizli Şems’inden bunu istemektedir. Eğitimci öğrencisinin gözü ve görüşü olmalıdır. Mevlana, hakikate ulaşmak için gerçek olmayandan şüphe etmeyi doğru görmektedir. Descartes’ın ifadesiyle “metodik şüphe” diyoruz. Mevlana bunu asırlarca önce fark etmiş, bazen şüphenin insanı gerçeğe ulaştıracak yollardan biri olacağını savunmuştur.
Mevlana’nın eğitim anlayışında değişim hayatın bizzat kendisidir. Fert ve toplum olarak hayatı sürdürmenin, hayatta kalmanın canını teşkil etmektedir. Ona göre, değişime uğramayan ve değişime gönül vermeyen bir eğitim, fert ve toplumları yıkılmaya mahkûm eder, zehirler, kirletir ve karanlıklara gömer. Onun içindir ki Mevlana, baharın yeryüzüne getirdiklerinin bir benzerini eğitimin insan hayatında meydana getireceğini ısrarla savunmaktadır. Değişim açısından eğitimin gücüne değinen Mevlana şu misali vermektedir: “Gübre bostanın gönlüne girip yok olur, pislikten kurtulur. Kavun veya karpuzun lezzetli olur ve lezzeti artırır. Sen de pislikten kurtulursan yücelir ve mutluluğa erersin.” Burada Mevlana eğitim yoluyla yanlış davranış sergileyen insanların doğru yola gelebileceğini işaret etmektedir.
Yabancı gözüyle Mesnevi
İngiliz müsteşrik Nicholson; “Eğer Hz. Mevlana gelmeseydi ve Mesnevi yazılmasaydı, tasavvuf âleminde büyük bir boşluk olurdu” der. Mesnevi’yi en güzel şekilde derleyip toplayan İngiliz müsteşrik Nicholson altı cilt olarak yayımlamıştır. Mesnevi’de bazı hikâyeler vardır, bazı hakikatler vardır. İnsanı ruhen yükseltecek, insanı insan yapacak tabiatlar, davranışlar, güzellikler vardır. Bunların hepsi okuyucuyu hikâyeleri okurken hiçbir şekilde sıkılmadan, hikâyeden hissesine düşeni alsın diye Mesnevi’de toplanmıştır. Yoksa Mesnevi bir hikâye kitabı değildir, Mesnevi bir hakikat kitabıdır. Tasavvufun özüdür. Onun için bir insanın insan olması, gerçek yararlı bir insan, faydalı bir vatandaş olması için Mesnevi okuması lazımdır. Mesnevi adeta bir tasavvuf ansiklopedisi gibidir. Adeta her konu işlenmiş diyebiliriz. Sabırla ve dikkatle okuyan ondan çok yararlanır. Mevlana’nın ifadelerindeki güzellik, açıklık ve sadelik eskiden beri herkesin dikkatini çekmiştir. Onun tam anlamıyla Muhammedî yolu takip etmesi kendisine büyük bir rağbet kazandırdı.
“Mesnevî Kültürü” kültürümüzün temellerindendir. Eğitim, sanat, dinî ve sosyal hayatımızın hemen her safhasında Mesnevî ve Mevlana izlerini bulmak mümkündür. Mevlana’nın hemen her inancını dile getirirken kullandığı argümanlar, onun güçlü ve özlü bir bilgiye, derin bir hikmete, günlük hayattan sade ancak meselenin bamtelini yakalayan hassas bir çağrışım kabiliyetine, kuvvetli bir çözüm gücü ve duyguya, yer yer empatik, psikolojik tahlillere, derin bir sezişe, orijinal görüş ve buluş kudretine ve eleştirel bakış tarzına sahip güçlü bir sima olduğunu göstermektedir.
Kendine özgü, orijinal fikirlerinin yanında, genel çizgi itibariyle düşüncelerine İslam tasavvufundan referanslar gösterilebileceği kabul edilebilir. Kâinattaki varoluşu fena haliyle elde edilen birlik şuuruyla izah eder. Kötülük problemi karşısında tavrı ne tam optimist ne de tam bir pesimisttir. O, kötülüğün realitesini inkâr etmemesine rağmen, kötülük ve iyilikle ilgili hükümlerimizin çoğunun izafi olduğuna dikkat çeker. İslam düşüncesindeki insanın sonsuzluk mahiyetini ruh kelimesiyle temsili Mevlana’da da görülmektedir. Mevlana da insanı makro âlemin, mikro bir nüvesi olarak görür ve onun potansiyelini ve hedefini sûfî düşüncesindeki insan-ı kâmil kavramıyla izah eder.
Rastgele Eğitim mi, Pedagojik Eğitim mi?
Pedagoji, çocuklarda “eğitim bilim ve teorisi” anlamına gelmektedir. Çocuklarda öğrenme, öğrenme problemleri, önemli kişiliklerin, diğer kültürlerin nasıl öğrenildiği pedagoji kapsamındadır.
Kelimenin aslı, Yunanca “Paidagogeo”dur. (Paid=çocuk, ago=yönetmek), dolayısıyla “çocuk yönetmek” anlamına gelir. Antik Yunanistan’da pedagoglar sahiplerinin oğullarının (kızların eğitim almasının yasak olması sebebiyle) eğitimlerini denetleyen kölelerdi. Bu süreç çocuğu okula, spora götürmek, ona bakmak ve eşyalarını taşımaktan oluşuyordu. Dolayısıyla Latin kökenli pedagoji sözcüğü Türkçede “çocuk eğitimi” olarak karşılık bulur.
Eğitim pedagojisinin son yıllardaki çalışmaları sonucunda, her çocuğun kendine özgü öğrenme kabiliyetinin olduğu bilinmektedir. Aynı sınıfta eğitim gören bir grup öğrencinin bir kısmı -örneğin- matematiksel düşünme kabiliyeti ile farklı bir öğrenme yolu güderken, bir başka grup öğrenci -örneğin- sosyal düşünme kabiliyeti ile çok daha farklı bir öğrenme süreci takip edebilmektedir. Bu farklılık eğitmenler tarafından dikkate alınmadığı takdirde, yüksek IQ’lu ve farklı kabiliyetlerdeki çocuklar genel sınıf ortalamasının altında kalabilmektedirler.
Eğitim pedagojisi, tarihteki birçok önemli şahsın normal eğitim süreci içinde başarısız olmasının önemli özelliklerinden biri olarak bu farklığın fark edilmemesinden kaynaklandığını belirtmektedir. Böylesi bir gerçekten yola çıkan uzmanlar, her çocuğun kendi kabiliyetlerine uygun eğitim sistemlerinin okullarda kullanılmasının etkin öğrenime katkı sağlayacağını belirtmiştir. Böylece, Batılı ülkelerdeki okullar öğrenim metotlarından birini kendi öğrencilerine kullanmak üzere müfredatlar oluşturmaktadırlar.
Pedagojiyi çok katlı bir bina gibi düşünmek gerekir. Bu katlardan biri bilimle, diğeri ahlak ve pratik felsefe ile üçüncüsü teknikle, sonuncusu da estetik, yaratılışla yakınlık gösterir. Pedagoji eğitimle ilgili şeyleri belli bir tarzda düşünmekten ibarettir. Türkiye’de 1982 yılından sonra Yükseköğretim Kurumlarına (YÖK) bağlı üniversitelerde Pedagoji bölümleri kaldırıldığından Pedagoji bölümü Türkiye’de geri kalmış ve modern ülkelerdeki yenilikleri yakalayamamıştır. Psikologlar ve psikolojik danışmanlar bu görevi üstlenmek zorunda kalmışlardır. Pedagog; 0-20 yaş arası çocuk gelişimini inceleyen ve terapiler yapan kişidir.
Telkin Nedir?
Telkin, şuur dışı bir vetire (süreç) aracılığıyla kişinin ruhî veya fizyolojik yönüyle ilgili bir fikrin gerçekleştirilmesidir. Telkin, dikkatin bir yere toplanması sonucunda ortaya çıkar. Telkin, bir kişinin bir başka kişi üzerindeki etkisi değildir. Kişinin kendi varlığında cereyan eden şuurlu ve araçları bir gayeye uygun hale getiren bir faaliyettir. Küçük çocukların eğitimi mantıkî olmaktan çok telkin yoluyla gerçekleştirilir. Siyaset adamları, büyük hatipler, propagandacılar telkin yoluyla kalabalık grupları harekete geçirirler.
Günlük hayattaki davranışların hemen hepsi çevredeki kimseler tarafından yapılmış telkinlerin sonucu ortaya çıkmaktadır. Bu sebeple insan davranışlarında ağır basan unsurun telkin olduğu söylenebilir. Endişe hallerinde telkine elverişlilik artar. Kişi kendi endişesini artıracak herşeye hemen inanır. Bu durumda aksi yönde telkin imkânsızdır. Telkinin hipnotik şekli psikoterapide bugün için fazla önem taşımamaktadır İnsanın kendi kendine telkini de mümkündür. Bazı kusurların ortadan kaldırılması ve iade gibi konularda kendi kendine telkin büyük önem taşımaktadır. Ama bu çeşit psikoterapiyle elde edilen sonuçlar pek yüz güldürücü değildir.
Söylediğiniz ve düşündüğünüz ne ise siz o’sunuzdur. Yani olumlu düşünüp olumlu söylüyor ve olumlu bakıyorsanız siz pozitif bir insansınızdır. Bunun tersi olumsuz düşünüyor olumsuz söylüyor ve olumsuz bakıyorsanız siz negatif bir insansınızdır. O halde ne yapmalıyız nasıl olmalıyız? Tüm aile bireylerimize bunu anlatmalı, aile ortamında pozitif olmaya yani pozitif düşünmeye pozitif konuşmaya ve pozitif bakmaya kendimizi ve onları da alıştırmalıyız.
Eğitim ve Mesnevi’nin Eğitsel Niteliği
Bir toplumda eğitimin nasıl olması gerektiğine ilişkin cevabı, o toplumun benimsemiş olduğu veya ağırlıklı olarak uyguladığı eğitim felsefesi verir.
Bireylerin, psiko-sosyal açıdan sağlıklı bir şekilde gelişmeleri ve yaşadıkları çevreye uyum sağlayabilmeleri için onlarla olan olumlu sosyal etkileşim oldukça önemlidir. Eğitim faaliyetini en güzel ifade eden kavram etkileşimdir. Karşılıklı etkileşimin olmadığı yerde, tek yönlü bir etkileme vardır ki buna eğitim denemez. İnsan fiziki, sosyal ve manevî çevresiyle daima etkileşim halindedir. Bu etkileşimden doğan tecrübe insan için en önemli ürün ve malzemedir. Eğitim bu malzemeyle oluşur, gelişir ve zenginleşir. Sosyal bir varlık olan insanın diğer insanlarla ilişkilerinde iletişim becerileri önemli rol oynar.
Etkili bir iletişim becerisine sahip olan birey hem kendisine hem de çevresine kolay bir şekilde uyum sağlayabilir. Bu sayede kendini ayarlayabilmenin yolunu öğrenir ve nerede nasıl davranacağına dikkat eder. Böylece olaylara, durumlara ve geleceğe iyimser bir bakış açısı geliştirir.
Etkileşim gerçeğini şu misalle Mevlana izah eder: Su ateşin yanına durunca ısınır, kaynar ve ateşin tabiatını alır. Aynı şekilde can da ilahi nurdan etkilenerek meleklere kıble kesilir. İlahi nur, gönlü temiz kişilerin gönüllerine saçılmıştır. Gönlün ilahi nurdan etkilenmesi ve onunla yenilenmesi için, cilalanması gerekmektedir. Öğrencinin gönlünü cilalayacak olan da öğretmendir.
İnsanın ilişki sahası, merkezden çevreye doğru gittikçe genişleyen daireler şeklinde ortaya çıkar. Bu dairenin odak noktasında aile bulunur.
İnsanın kişiliğini kazanmasına, hayata hazırlanmasına en çok tesir eden çevrelerin başında aile ocağı gelir. Aile, özellikle yaşamın ilk yıllarında çocuğun gelişimini destekleyen en önemli kurumdur. İnsanın ömrü boyunca en çok etkisi altında kaldığı bu aile çevresi, insani ilişkilerin başladığı ilk iletişim alanıdır. Aile çevresinde dünyaya gelen insan, doğumdan bir süre sonra anlamak, konuşmak, hareketlere tepki vermek gibi rûhî ve fizikî nitelikle davranışlar kazanır.
Aile ocağında ilişkiler uyum içersinde sürdürülüyorsa orada çocuklar huzurlu ve mutludur. Aile, insan ilişkilerinin sergilendiği bir sahne gibidir. Çocuk, bu sahnede insan ilişkilerinin bütün yönleriyle gözlemler ve yaşar. Çocuk dünyaya sadece kendi istekleri açısından bakan bir canlıdır. Eğitimin amaçlarından birisi de çocuğun dünyaya, insanlara ve olaylara sadece kendi istekleri açısından değil de birçok açıdan ve boyuttan bakabilme yeteneğinin geliştirilmesi olmalıdır.
Mevlana, Mesnevî’nin daha bağlanıcında insanın eğitime duyduğu ihtiyacı belirtir ve eserini bunun üzerine temellendirir. İnsan dünyaya bu hamlıkla ve noksanlıklarla gelir. Mevlana’nın amacı da bu eksikliklerin giderilmesi ve insanın hak ettiği değeri kazanmasıdır. Mevlana‘da eğitimin amacı, insanın eksikliklerini gidermesi ve sahip olduğu yetenekleri mükemmel hâle getirerek Allah’a yakın olmasıdır.
Mevlana, eğitimi ve eğitim uygulamalarını insan fıtratı üzerine bina etmiştir. Eğitimin merkezine insanı almış ve her şeyi ona adamıştır. Mevlana, Mesnevi’de eğitsel uygulamaların kişiye göre değişmesi üzerinde durmakta, eğitimin bireyselleştirilmesine şu cümlelerle dikkat çekmektedir. ―Çocuğa süt yerine ekmek verirsen zavallı yavruyu o ekmek yüzünden öldü bil. Sonra dişleri çıkınca, kendi kendine onun içi ekmek ister. Henüz kanadı çıkmayan kuş uçmaya kalkışırsa bir yırtıcı kedinin lokması olur-gider. Mevlana, Mesnevî’deki bütün fablları, temsilleri, örnekleri, kıssaları, atasözlerini ve deyimleri eğitsel amaçlarla kullanmıştır. Bunlar konunun anlaşılmasını kolaylaştırmanın yanı sıra konuya renk katmakta ve sıkıcılığı bu yolla gidermektedir.
Sonuç ve kitaptan gayem!
Bu kitap uzun soluklu bir çalışmanın ürünüdür. Mesnevi’den hikâyeler seçerken bir hayli zorlandığımı söylemek zorundayım. Zira hikâyeler bazen bir yerden başlıyor ve hikâye içine hikâye giriyor. İçiçe giren bazı hikâyeleri çıkartarak kısalttım. Çünkü 21. asırda ve internet çağında okumayla arası açılan günümüz insanları uzayıp giden hikâyelerden bıkmakta ve hikâye okumaya fazla zaman ayıramamaktadır. Kitapta hikâyeleri italik olarak cilt ve beyit numaralarıyla birlikte sonda verdim. Hikâyelere yorum, görüş, fikir ve telkinleri bu hikâye çerçevesinde yapmaya çalıştım. Bugüne kadar Mesnevi’deki hikâyeleri pedagojik olarak belli bir yöntem dâhilinde yorumlayan pek az olmuştur. Bu çalışmamda özellikle Mevlana’nın Eğitimci Kişiliği (Özdemir, Ş., 2011); “Mevlana’nın Eğitim Anlayışı” (Bayraklı, B., 1991); Divan-ı Kebir’de Mevlana’nın Eğitim Görüşü (Usta, M., 1995); Mevlana’nın Eğitim Görüşleri (Ergün, M., 1991) isimli çalışmalardan yararlandım. Yazarlarına ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Ayrıca bu alanda yazılmış lisans ve lisansüstü tezleri, kitapları da gözden geçirdim.
Uzun soluklu bu çalışmamda Şefik Can’ın Konularına Göre Açıklamalı Mesnevi Tercümesi adlı eseri ile Veled Çelebi tarafından çevrilen ve Abdülbaki Gölpınarlı tarafından gözden geçirilen Mesnevi adlı eserleri karşılaştırmalı olarak inceledim ve bu iki Türkçe eseri esas aldım.
Mevlana farklı din ve düşünce toplulukları tarafından kabul gören ve değer verilen ender şahsiyetlerden birisidir. Batı’da ondan daha çok tanınan mutasavvıf yoktur; Osmanlı’yı ziyaret eden Avrupalılar ondan etkilenmişler ve Fars edebiyatıyla ilgilenen ilk oryantalistler çeviri için onun kitaplarını seçmişlerdir. 13. yüzyılda parlayan bir ışık olan Hz. Mevlana’nın tüm Anadolu’ya yayılan nuru birçok şair, yazar, âşık ve ozana hayat kaynağı olmuştur. Bu nurun adı Mesnevi’dir. Mesnevi günümüze kadar birçok dile çevrilmiş ve hala çevrilmekte olan evrensel bir hazinemizdir. Ben de, böylesine bir hazinenin insanlığa pedagojik ve eğitim açısından yararlı olmak için bu kitabı yazdım. Bir nebze de olsa faydalı olursam kendimi bahtiyar addedeceğim.
Dayanışma gerçek iletişim gerektirir. İnsan hayatı iletişim yoluyla anlam kazanabilir. Öğretmenin düşünme edimi, ancak öğrencilerin gerçekten düşünmesi halinde gerçek düşünme niteliğine kavuşur. Diyalog insanlar arasındaki yüzleşmedir ve dünyayı adlandırmak için dünya aracılığıyla yaşanır. Bu nedenle dünyayı anlamlandırmak isteyenlerle bu anlamlandırmayı istemeyenler arasına -öteki insanlara kendin sözlerini söyleme hakkını tanımayanlarla bu hakları ellerinden alınmış olanlar arasında- diyalog oluşamaz. Bu noktada Mevlana insanlar arasında diyalogun kurulması için iyi bir köprüdür.
Tasavvuf büyüklerinden İmam Şibli’nin (Cinlerin Esrarı adlı eseriyle ünlü âlim Ebu Bekr-i Şibli, Bağdat Samarra’da 861’de doğmuş, 965’te vefat etmiştir) “Manevî yolda sana kim kılavuzluk etti?” sorusuna cevabı müthiştir.
Hazretin cevabı şöyle olmuştur: “Bir köpek. Onu bir gün, bir su kıyısında, susuzluktan neredeyse ölmüş bir halde iken gördüm. İçmek için suya eğilince, sudaki aksini görüyor, korkup geri çekiliyordu. Onun başka bir köpek olduğunu sanıyordu. Sonunda susuzluğu öyle bir noktaya geldi ki, korkusunu bir kenara atıp suya daldı. “Öteki köpek” kaybolmuştu. Köpek kendisi ile arzusu arasındaki engelin yine kendisi olduğunu ve artık yok olduğunu gördü. Benim engelim de, kendi benim olarak aldığım şeyin, aslında kendi engelim olduğunu öğrendiğimde ortadan kalktı. Benim yolum, bana bir köpeğin davranışı ile gösterildi.” Çağdaş dünyada bencilleşen ve paralelinde yalnızlaşan insanlığa büyük bir ders veren İmam Şibli gibi hayat yolunda olgunlaşmak ve iyi eğitim almak için önümüzdeki en büyük engel yine insanın kendisidir. İşte Mevlana bu bencillik ve bireyselliği ortadan kaldırmak ve insanlığa faydalı olmak için hikâyelerle insanları eğitme yoluna gitmiştir.
Mevlana’nın eserlerinden anlaşılıyor ki kendisi iyi bir pedagog, Mesnevi adlı şaheseri de bir pedagoji kitabıdır adeta. Mevlana, eğitimin insanın yaratılış gerçeği üzerine kurulmasını, kişilerin tabiatlarındaki sanat ve hünerleri geliştirmesini ve onların olgun gönüllerinin hizmetine sunulmasını istemektedir. Mevlana iyi bir cemiyet adamı olması münasebetiyle iletişim, hoşgörü ve diyaloga büyük önem vermektedir.
Mevlana yaşadığı dönemin iyi bir eğitimcisidir. Medresede, camide, sohbet meclislerinde hem öğretim faaliyetlerinde bulunmuş hem de manevî eğiticilik vazifesini yürütmüştür. Bütün yaşamı eğitim ve eğitsel etkinliklerle geçen Mevlana, bütün eserlerini de bu amaçla yani insanların eğitimine duyduğu ihtiyaç sebebiyle yazmış veya yazdırmıştır. Mesnevi’nin yazılış aşamasında da bu amaç açıkça görülmektedir. Özellikle öğretmen ve öğrencilerin istifade etmesi için yazılmıştır. Bu yönüyle de Mesnevi didaktik bir eserdir.
İnsanın en uzun yolculuğu, kendi iç yolculuğudur. Mevlana ve Mesnevisi, böyle bir manevî arayışı olan gönüllere sunulmuş ilâhî bir armağandır. Bu dünya gurbetinin bağrı yanmış ve dudağı çatlamış yolcuları, susuzluklarını o irfan çeşmesinde kandırır, gönüllerini o cennet esintileriyle serinletirler. Mevlana ve büyük bir insanlık panoraması olan Mesnevi’yi tanımak, kendi kendimizi tanımak, kendi iç portremize ayna tutmaktır. O parlak ayna 8 asırdır 7 kıtada elden ele dolaşıyor ve bizi bu uzun ve mukaddes yolculuğa çağırıyor. O halde sevgili okuyucu, biz de bu çağlar üstü sese kulak verelim. O konuşsun biz dinleyelim.
Bu kitap iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, “Mesnevi ve Pedagoji” başlığı altında Mesnevi’deki hikâyelerin eğitim metodu açısından tahlili ve Mevlana’nın eğitim yöntemi örneklerle açıklanmıştır. “Mesnevi Telkin” başlığını taşıyan ikinci bölümde ise, önce hikâyeye yer verilmiş, ardından da hikâyeye dair özgün düşünce, yorum ve fikirler ortaya konulmuştur.
13. yüzyılın İslam bilgesi Hz. Mevlana, ölümsüz eseri Mesnevi ile asırlardan beri insanlığın aklını ve kalbini aydınlatıyor. Onun bilgi ve hikmetle yoğrulmuş ışığı, sayısız yazar ve ozana ilham kaynağı olmaya devam ediyor.
Günümüze kadar birçok dile çevrilen Mesnevi, evrensel değerler hazinesidir. Böylesine bir hazinenin insanlığa ahlak, eğitim ve pedagoji açısından yararlı olması için bu kitap yazıldı.
Mevlana’nın eserlerinden anlaşılıyor ki, kendisi iyi bir pedagog, Mesnevi adlı şaheseri de bir ahlak ve pedagoji kitabıdır. Mevlana, yaşadığı dönemin yenileyicisi ve etkin bir eğitimcisidir. Mevlana, yetkin kişiliğiyle medresede, camide, sohbet meclislerinde hem öğretim faaliyetlerinde bulunmuş hem de manevi eğiticilik vazifesini yürütmüştür.
Mevlana, eğitimin insanın yaratılış gerçeği üzerine kurulmasını, kişilerin tabiatlarındaki sanat ve hünerleri geliştirmesini ve onların olgun gönüllerinin hizmetine sunulmasını istemektedir. Mevlana iyi bir cemiyet adamı olması münasebetiyle eğitim ve iletişime olduğu kadar terbiye ve hoşgörüye de ayrı bir önem vermiştir.
Mesnevi’den Pedagojik Telkinler isimli bu eserin kaleme alınmasındaki gaye; kişinin bu irfan hazinesinden gereği gibi zevk alması, ruhen aydınlanması, manen huzura kavuşmasıdır.

Kronoloji / kayıt

Kayıt
2025-08-15 03:11:15