HAKKINDA YAZILANLAR
Okuryazarların şeyhi 
Avni Özgürel
Radikal 2 Eylül 2001
Üzeyir Garih'in mezarını ziyaret ettiği Küçük Hüseyin Efendi, askerlerin ve bürokratların ilgi gösterdiği Arusiliği yaygınlaştıran isimdir. Mareşal Fevzi Çakmak da manen Şeyh'e bağlıydı 
İmparatorluk döneminde kentlerde özellikle aydın muhitinde Nakşibendiliğin ve Mevleviliğin; kırsal bölgelerde ve İstanbul'un kenar mahallelerinde de Kadiri- Rufailiğin yaygın olduğu biliniyor. 
Abdülhamid döneminde asker sivil bürokrasi ve okur yazar çevresinde bunlara iki dergâh daha eklendi: 
İlki padişahın da intisab ettiği Şazeliye, diğeri Arusiye. Yıldız Sarayı'nın Barbaros Bulvarı üzerindeki girişine yakın, şimdi Conrad Oteli'nin karşısında kalan cami, medrese ve türbe mevkii Şazeliye'ye tahsis edilmişti. Arusiye ise özellikle yenilikçi fikirlere açık askerler arasında yayıldı... 
Açık zikir ve müzik 
Arusilik Orta Asya'da Horasan'da doğmuş ancak 16. yüzyılın ortalarında Libya'nın Zileytin bölgesinde Seyyid Ahmed El Esmer'in ortaya çıkışına kadar fazla varlık gösterememiş bir tarikat... Ekol olarak Nakşibendilik'le Kadiriliğin iç içe girmiş hali sayılabilir. Yani Nakşiliğin 'gizli zikir' ilkesinin yanında, 'açık zikir'i kabullenmiş, törenlerinde müzik aletlerinin kullanılmasına izin veren bir dergâh. Ancak 'yol'u İstanbul'a taşıyan ilk müntesipler döneminde varla yok arasında... 
Arusiliğin parlayışı Nakşibendi dergâhı şeyhlerinden Küçük Hüseyin Efendi'nin 'halifesi' Ömer Fevzi Mardin'le oldu. Aslen Ankaralı olan Hüseyin Efendi; Şeyh Feyzullah Efendi, Hasan Visali Efendi ve Nuri Efendi'lerden sonra 'irşada' başladı. Ve müritleri gördükleri kerametler (doğaüstü olaylar) dolayısıyla onu kutub ve evliya saydılar. 
102 yıl yaşadı 
Küçük Hüseyin Efendi 1930'da, 102 yaşında vefat edene kadar pek çok 'halife' yetiştirdi. Bunlar arasında en çok dikkat çekeni ise şeyhlik tacını eliyle giydirdiği ve Arusiy'ye de dahil uhdesindeki tarikatları temsil icazetini verdiği Ömer Fevzi Mardin oldu. 
Mardin'de yerleşik, Peygamber soyundan gelen ve bu yüzden Seyyid diye anılan Şirin Dede adıyla maruf Yusuf Mardin'in torunuydu Ömer Fevzi Efendi. (Şirin Dede'nin bir diğer torunu ünlü hukuk âlimi ve Huzur Dersleri'nin yazarı Ebu'lula Mardin. Öte yandan Prof. Şerif Mardin, Arif Mardin, Ahmet Ertegün, Türkiye'nin ilk ABD büyükelçisi Münir Ertegün, Betül Mardin de aynı ailenin üyeleri...) 
Atatürk ve Rauf Orbay 
Ömer Fevzi Mardin, bir Arusi Şeyhi'ydi ama aynı zamanda bir deniz subayıydı. 
O yüzden Küçük Hüseyin Efendi'nin izniyle onun dergâhında Nakşibendilerin de benimsediği Halidiye kolunun usulüne uygun olarak ders verdi. 
Müridleri arasında donanmanın önde gelen isimleri, bu arada Rauf Orbay da vardı ve Hamidiye zırhlısında Orbay, Mardin'in komutanıydı. İran'da askeri ateşelik de yapan Mardin'in dönüşünde Rauf Orbay vasıtasıyla Atatürk'le de tanışıp konuştuğu, Samsun'a hareketinden önce de onu ziyaret ettiği biliniyor. Mustafa Kemal, Arusiliğe ve Şazeliye'ye, Trablusgarp cephesindeki görevi dolayısıyla aşinaydı. Ve orada Şeyh Sunusi'nin kendisine hediye ettiği el yazması küçük musafı Sofya ateşemiliterliği görevine gidene kadar sürekli üzerinde taşımış, İstanbul'dan ayrılırken annesine emanet etmişti. (Bu Kuran, Kurtuluş Savaşı boyunca Zübeyde Hanım'ın sürekli hatim indirdiğini söylediği Kuran'dır; Zübeyde Hanım vefatından önce kızı Makbule Hanım'a verdi ve oradan da Halil Nuri Yurdakul'un ailesine intikal etti...) 
Mareşal Fevzi Çakmak da bu halkanın üyesiydi. 
Ve dolayısıyla Ömer Fevzi Mardin'in şeyhi Küçük Hüseyin Efendi'ye manen bağlıydı. 
Mareşal 1950'de öldüğünde Ömer Fevzi Mardin hayattaydı. Bu yüzden vasiyeti üzerine Nakşibendiye mensuplarının sıklıkla defnedildiği Eyüp Mezarlığı'nda toprağa verildi. Çakmak'ın, "Beni şeyhimin ayakucuna gömün" dediğini başka vesilelerle de yazmıştım... 
Ömer Fevzi Mardin 
Ömer Fevzi Mardin ise 15 sene daha Kadıköy Kızıltoprak'ta İlahiyat ve Kültür Telifleri Derneği çatısı altında Arusiye esasına uygun faaliyet gösterdi. 
Vefatında ise Karacaahmet Mezarlığı'nda parmaklıkla çevrili müstakil bir ada görünümünde olan ve daha sonra dergâh mensuplarının (Ömer Fevzi Mardin'den sonra görev yapan Aziz Çınar Efendi de dahil) defnedildiği özel alanda toprağa verildi. 
Gerek Şeyh Küçük Hüseyin Efendi'nin ve gerekse Ömer Fevzi Mardin'in, Yahudi cemaatine mensup ve dini eğitim de görmüş bir kişi olan Üzeyir Garih'in ilgisini çekmesi de hiç sebepsiz değil. 
Yahudiliğe bakış 
Yahudilere tedirgin yaklaşan diğer Müslüman cemaatlerle kıyaslandığında (Üstelik 2. Dünya Savaşı ortamında Hitlerciliğin Türkiye'de prim yaptığı ortamda) tedrisinden geçtiği şeyhin ve Ömer Fevzi Mardin'in Musevilik'le ilgili görüşleri hayli dikkat çekici. Nitekim Mardin'in 'Kur'an Şerhi' adlı eserinde bunu görmek mümkün: 
"...Allah'tan başka kimse kendiliğinden değil bir milleti, hatta bir ferdi bile tahkir, tezlil etmek hakkını haiz değildir. Allah filan kavme ağır tenkitte bulunmuştur diye onlara karşı aynı lisanı kullanmak kimsenin hakkı ve haddi değildir. (...) Museviler ta bidayetten itibaren ıstırap çekerler, fakat dertlerinin ilacı da ıstıraptır. Allah'a sarıldıkça ıstıraptan kultulmuşlar, gaflete düştükçe ıstıraba uğramışlar, yine Allah'a sarılmaya mecbur olmuşlardır..."

Kronoloji / kayıt

Kayıt
2025-08-15 04:02:17