HAKKINDA YAZILANLAR
KEMAL ÇAPRAZ DİYE BİR KAHRAMAN 
Mehmet Nuri Yardım 
Dün akşam Ömer Öztürkmen ağabeyimizin iftarındaydık. ESKADER yöneticilerini dâvet etmiş, bir çok değerli arkadaşımız da bu nâzik dâvete icabet etmişti. Gönül sofrasında başta Öztürkmen büyüğümüz, Muhterem Yüceyılmaz, Şenay Özkan, Hüseyin Sarıkoç, Kemal Çiftçi, Olcay Yazıcı, Tuncay Önür, Mahmut Bıyıklı, Nidayi Sevim, Mustafa Nadir Önay, Ali Çim ve Hüdavendigâr Onur da vardı. Bugün niyetim o müstesna iftar sohbetinde konuşulanlardan bir nebze bahsetmek, Türkmenbaşı Öztürkmen’in feyizli sohbetinden söz etmekti. Aslında konuşmalar teybe alındı. İnşallah deşifre edildikten sonra sitemizde yayımlanacak. Ancak kısa ve öz de olsa gecenin güzelliğini dile getirmeye çalışacaktım. Olmadı, olamadı…
Sabahleyin Hüdavendigâr Bey aradı. O her zamanki edeb timsali sesiyle, “Üzücü bir haberim var” dedi. Ben teyakkuza geçtim. “Kim acaba? Bugün de kim vefat etmiş, hangi büyüğümüz, gönül dostumuz ebedi aleme doğru yola çıkmış….” diye düşünürken söyleyiverdi: “Maalesef Kemal Çapraz’ı kaybettik.” Bir an derin bir sessizlik, kendimi toparlamaya çalıştım. Allah Allah… Kemal Çapraz ha… Derviş Yûnus’un o sözlerini hatırladım: “Yiğit iken ölenlere / Gök ekini biçmiş gibi…” Ne oldu, nasıl oldu derken kısa bir açıklama yaptı Hüdavendigâr Bey: “Dün akşam kaza geçirmiş, hastaneye kaldırmışlar, bu sabah vefat etmiş.” 
Ömrünü mücadelelerle dolu bir hayat içinde geçiren bir insanın son anları böyle kısaca özetlenebiliyor demek. Birbirimize taziyede bulunduk. Telefon kapandıktan sonra Ufuk Ötesi’ni aradım. Kemal Çapraz demek Ufuk Ötesi demekti. Gazetesiyle, yayınlarıyla, mekânıyla…
Gül Hanım telefonda ve gözyaşları arasında az önce aldığım acı haberi teyit ediyor. Kemal, dün akşam iftar yemeğine katıldıktan sonra Ümraniye Dudullu’daki evine dönüyormuş. Arkadaşları tarafından bir araçla E-5 Karayolu Cevizli mevkiine getirilmiş. Burada araçtan inip bariyerlerden yan yola geçerek üst geçide çıkmak isterken, bu sırada bir otomobil kendisine çarpmış. Ağır yaralanan Çapraz, ambulansla Kartal Dr. Lütfi Kırdar Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne kaldırılmış. Beyin kanaması geçirdiği öğrenilen Çapraz, tıbbi müdahalelere rağmen kurtarılamamış ve bu sabaha karşı hayatını kaybetmiş. 
Yine teselli sözleri… Yine avuntular, rahmet okuyuşları… Önce siteye duyurulara eklemeliydim. Sonra haberi hazırlayıp gönderdim. Ardından çıkıp gazete idarehanesine gittim. Yolda Ergun Göze ağabeyimizle karşılaştım, ona da kederli haberi verdim, duydu, üzüldü. Gül Hanım ve diğer arkadaşlar Ufuk Ötesi’nde. Sürekli çalan telefonlar, Gül Hanım devamlı açıklama yapıyor. Gözyaşlarına boğularak anlatıyor. Az sonra Yusuf Gedikli geliyor. Acı haber hakikaten hemen yayılıyor. Beni de arayanlar, soranlar oluyor. Cep telefonuma mesajlar yağıyor: Kırım Derneği’nden, Gazeteciler Cemiyeti’nden, Kültür Ocağı Vakfı’ndan… Hepsinin de mesajları aynı: Kemal Çapraz’ın vefat haberini üzüntüyle duyuruyorlar.
Vakfa dönüyorum, yolda Dursun Gürlek ve Olcay Yazıcı telefonla arayıp tahkik ediyorlar. Az sonra Olcay Bey geliyor. Gözleri yaşlı. Benimkisi de. Birbirimizi teselli etmekten başka çare yok. “Gazeteye ilk geldiğinde, Tahir Yücel onu bana teslim etti ve öğrencilikten sonra ilk işe benimle çıktı, bir röportaja giderken onu da götürdüm. Kemal’i çok severdim” dedi.
Kemal’i kim sevmezdi ki? Hani tek kelimelik cevaplar var ya? Bir konu sorarlar, karşılığında tek kelimelik cevap beklerler. İşte onun gibi “samimiyet” diye sorulduğunda karşılığında verilebilecek isim de belliydi: “Kemal Çapraz.”
Kemal’le 1980’li yıllarda tanıştık ilkin. Türkiye gazetesine gelmişti. Ve aynı mekânı paylaşıyorduk. İyi bir muhabir oldu. Zaman zaman bazı yazı ve haberlerini kültür sanat sayfamızda değerlendiriyorduk. Ama o hedefini ve çizgisini takip etmişti. Mazlum insanlara, Türk dünyasına himmetini çevirmişti. Kırım’dan Kerkük’e, Azerbaycan’dan Doğu Türkistan’a kadar bütün soydaşlarımızdan kendisini mesul hissediyordu. Akan kanlar onu yaralıyordu önce, dökülen gözyaşları yüreğini parçalıyordu. Kırım’ın efsanevi lideri Cemil Kırımoğlu’nun can dostuydu. Hatta bir ara Kırımoğlu Çapa Hastanesi’ne yattığında Kemal ve diğer arkadaşlarla birlikte ziyaretine gitmiştik. Böyle bir fotoğrafımız da var.
Bir ara Cengiz Dağcı hakkında konuşuyorduk. Onun gidip büyük romancımızı ziyaret etmesini ve büyük bir röportaj yapmasının yerinde olacağını söyledim. Gazete yollayamıyordu bir türlü. Bir yerden imkân buldu ve gitti. Dönüşünde de Dağcı ile yaptığı konuşmaları yayımladı. Aslında o konuşmalar bir kitap olabilecek boyuttaydı, inşallah ileride bir kitap olarak da neşredilir.
2000’li yıllarda Cavit Ersen’i arıyordum. Yaşarken kaybolan belki de biricik yazarımızdı. Kemal’le de dertleşirdik. Kızıl Zindanlar’ın, Kara zindanlar’ın yazarı nasıl oluyor da kaybolurdu. Mekânı, adresi, evi, yeri, yurdu bilinmezdi. Kısmet olup da romancımıza ulaştığımda ve kendisiyle bir röportaj yaptığımda en çok sevinenlerin başında Kemal Çapraz geliyordu.
Türkiye gazetesinde uzun yıllar birlikte çalıştık. O önce İstihbarat Servisi’nde, sonra da kendi kurduğu Türk Dünyası Masası’nda çalışıyordu. Gazetenin Türklük âlemi’nin şefi gibiydi. İsa Yusuf Alptekin’in yakınları, Cengiz Dağcı’yı sevenler, Kırımoğlu’nun muhipleri, Ebülfez Elçibey’in Azeri Türkleri, Kerküklü soydaşlar, Denktaş’ın Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ndeki kader arkadaşları önce onu bulur, onunla sohbet ederlerdi.
Dediğim gibi bütün Türk dünyasıyla ilgilenirdi Kemal, ama en çok Kırım’a ve Kırımlılara sahip çıkıyordu. Kırım Türklerinin çektiği çileler, yaşadıkları ıstırap onu kahrediyordu. Hazırladığı yüksek lisans tezi de Kırım hakkındaydı.
2001 yılında kriz döneminde Türkiye gazetesinden ayrıldık. Beş kişiydik. Kemal, Kenan Akın, Abdülkadir Karataş, Saffet Yılmaz ve ben. Daha sonra her birimiz bir başka yerde çalışmaya başlamıştı.
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’ndeki seçimlerde aktifti. Milli ve manevi değerlere bağlı arkadaşların daha iyi yerlere gelmesi ve cemiyette hak ettikleri yeri alması için uğraşıyordu. Balotaj Kurulu’nda görev aldı, ama yönetim kuruluna seçilemedi. 2000 yılında Basın Birliği Derneği’ni kurdu. Ufuk Ötesi gazetesini ise 2001 yılında kurdu. O gün bugündür gazete yayını aksamadan devam ediyor. Bir çok yazarın, gazetecinin emeği var şüphesiz Ufuk Ötesi’nde ama bu yükte aslan payı merhum Kemal’indi. Gazetenin yanı sıra Ufuk Ötesi Yayınları’nı da kurdu. Güzel eserler neşretti. Son ziyaretimde bu kitaplardan hediye etmişti. Ben de gazetede tanıtmıştım.
Kemal Çapraz başkasını düşünmekten, başkasına çare aramaktan kendi işlerine eğilemeyen bir gönül insanıydı. Gazete ile dernekle, yayıneviyle uğraşacağına kendi kitaplarını hazırlasaydı zannederim şimdi basılı belki de on onbeş eseri olurdu. Özellikle “Bozkurt” isimli çalışmasında iddialıydı ve bu konudaki araştırmalarını bıkmadan usanmadan devam ettiriyordu.
Kemal Çapraz ömrünü Türklüğe adamış idealist bir arkadaşımızdı. Sadece yurtdışında değil, Türkiye’de de güzel hizmetlere imza atıyordu. Meselâ yıllardan beri Kastamonu’da “Türk Dünyası Günleri”ni düzenliyordu. Bu şölene Türk dünyasının bir çok yerinden insanları davet ediyordu. Bu anlamlı organizasyonu Kastamonu Belediyesi ile birlikte gerçekleştiriyordu.
Aldığı ödüller çok, ama o ödülleri arkadaşları adına kabul ediyordu. Gözü ödülden çok yapılacak işi görüyordu. 
Kemal Çapraz idealist bir gazeteci, dürüst bir insan, samimi bir milliyetçi ve inançlı bir münevverdi. Ömrünü Türk hakkında kaleme aldığı haber, yazı ve araştırmalara adamıştı. Vefalı yönünü herkes biliyor. Aydil Erol hakkında Hayri Ataş’la birlikte bir armağan kitap hazırlamıştı. 
Yüklendiği misyon yaşını aşıyordu. Henüz 30’lu yaşlardan itibaren Türk dünyasının dili, gözü, kulağı hatta kalbi oldu. Halbuki henüz genç denebilecek bir yaştaydı. 1964’te Kastamonu’n Araç ilçesinde doğmuştu. İlk ve orta tahsilini İstanbul’da tamamlamış, 1987'de İstanbul Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu’ndan mezun olmuştu. Yüksek lisansını aynı üniversitenin Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Kürsüsü'nde “Kırım Türk Basını ve İsmail Gaspıralı” konusunda yapmıştı. Türkiye, Orta Doğu, Kurultay, Türk Diplomatik gazeteleri yanında Orkun, Tarih, Kardaşlık, Kırım dergilerinde araştırma ve makaleleri yayımlanmıştı. Sürgünde Yeşeren Vatan Kırım adlı kitabı ise çok sevilmişti. Bir ara milletvekili adayı da olan ancak seçilemeyen Kemal Çapraz, sürekli sarı basın kartı sahibiydi ve iki çocuk babasıydı. Kemal Çapraz Kültür Ocağı Derneği, İstanbul Güvenlik ve Adliye Muhabirleri Derneği, Türkmenistan Türkleri ile Dayanışma Derneği, Turan Kültür Vakfı kurucuları arasında yer aldı. Çeşitli konularda 85 ödül ve plâketi bulunuyordu.
Genç neslin âdeta uçbeyi, düşünce sakasıydı. Bir gün geldi, dostlarına bile veda edemeden havalanıp kanatlanıverdi. Şimdi dostları onu gözyaşları arasında rahmetle anıyor. 
Kemal Çapraz, bugün ne yazık ki nesli tükenen, geçmişte örneği daha çok bulunan mefkure sahibi, ideal sahibi, ülkü sahibi insanlardandı. Ufuk Ötesi’nin yılda bir yapılan kuruluş yıldönümü yemeğinde gecenin yıldızıydı. Dostlarına mütebessim, milletinin değerlerine karşı olanlara celâlliydi. Kemal Çapraz bir farklı âdemdi velhasıl. Onu gazeteci dostları yazılarında anlatacak, sohbetlerde yâd edecekler. Ama bu hoş anışların sözde kalmaması gerek. Arkadaşları, onun başlattığı hizmetleri devam ettirmeli. Gazete de sürmeli, yayınevi de ayakta durmalı. Basın Birliği de canlılığını korumalı. İdealler, fikirler kişilerin ölümüyle son bulmaz, bulmamalı. Ben Kemal Çapraz’ın arkadaşlarının vefalı olduğuna inanıyorum. En yakın zamanda onun adına bir toplantı düzenleyeceklerine ve hâtırasına sahip çıkacaklarına inanıyorum. O toplantıda elbette ilk yapılacak iş bir anma kitabı için kolları sıvamak olacaktır. Bu hizmetin de gerçekleşeceğine inancım tamdır.
Ona Cenab-ı Allah’tan gani gani rahmetler diliyorum. Hakka yürüse de hâfızalardaki o güleryüzü hiçbir zaman kaybolmayacak, buna inanıyorum. Mazlum Türk milleti için kucakladığı sancağı, yeni Kemal Çaprazlar alıp hür semalarda dalgalandıracaktır. 
Dualar ve yasinler yetişecek Tuzla Mezarlığı’nda yatan genç gazeteci için. Kimi ayetler dalga dalga Türkistan’dan aşıp geliyor, kimi dualar Kerkük’ten, Kırım’dan havalanıyor.
Kemal Çapraz inan ki seni çok sevdik ve hep seveceğiz. Belki bu dünyada artık bir araya gelip sohbet edemeyeceğiz, ama şunu bil ki, hayal dünyamızda yerin, gönül âlemimizde meskenin hep muhkem olacak. Belki bir çok şeyi unutup gideceğiz. Ama o masum, o çocuksu tebessümünü asla… Allah’ın geniş rahmeti üzerine olsun, aziz kardeşim…
Yarın (17 Eylül Çarşamba) öğleden sonra başta muhterem annen, baban, sevgili eşin ve bütün sevenlerin seninle beraber olacak. Öğle namazının ardından Tuzla Yayla Mahallesi Merkez Camii’ne mahşeri bir kalabalık akacak. Sonra herkes, hepimiz seni alıp Tuzla Mezarlığındaki ebedî istirahatgâhına, büyük Rabbine teslim edeceğiz. Unutulacağını sanma sakın. Kısa zaman içinde yaptığın hizmetler istesek de seni bize unutturmayacak. Kabrin nur ola, mekânın cennet…

Kronoloji / kayıt

Kayıt
2025-08-15 04:34:22