Altıncı Şehir
Ahmet Turan Alkan
“Altıncı Şehir” adlı kitabın yazarı, Ahmet Turan Alkan kitabının “Efendi Hazretleri” bölümünde O’nu şöyle tarif ediyor:
“Gözleri iriydi, maviliğinde gri bulutlar geziniyordu. Gözleri, yuvasına sığmıyor gibi dışarı taşmıştı. Hep munis bakıyordu. Muhabbet dedikleri şey, "Efendi Hazretleri"nin muhitine o gözlerden yayılıyordu. Ufak tefek, kamburu çıkmış, kısa beyaz sakallı kırpık bıyıklı, alt dudağı bariz derecede etli, iri kemerli burnu ile dikkat çeken ve güzelliğini fizik unsurlarıyla inşâ etmeden de güzel bir ihtiyardı. Ah, o çok ihtiyardı, ben çocuktum. Evde olduğu zaman, onu dilediğim an görebilme imkânım vardı ama ben çocuktum; konuşamadık. Benim sorularım belirginleştiğinde o çoktan dâr-ı beka’ya yürümüş gitmişti. Sorularım ise hâlâ bende duruyor.
Yaz-kış kasketle dışarı çıkardı, yaz-kış mevsimine göre gri ya da siyah pardesü giyerdi. Kuşluk vakti ya da öğleden sonra "vekâle"ye gitmek üzere dışarı çıkacağı zaman, bir koşu dışarı çıkar, fayton çevirir, uzun bahçeyi koşarak geçip içeri haber verir, kapısını açardım. Başımı okşar, iltifat eder ve daima takım giydiği elbisesinin yelek cebinden sarı bir yirmibeş kuruş çıkarır, bahşiş verirdi. Hayır yirmibeş kuruş değildi, ikibuçuk liraydı: Daha üç-beş saniye bile geçmeden o sarı yirmibeşlik, "Efendi Hazretleri"nin ardı sıra gölgesini bile incitmekten çekinerek yürüyen ihvanları tarafından daha büyük meblağlara tahvil olunurdu. Ben bire on kazanan bir karaborsacı kadar memnun olurken, ihvanlar da Efendi Hazretlerinin elinden çıkmış bir aziz hatırayı edindikleri için sevinirlerdi. Ve o sevinci ben sarı leblebiye, mavi bilyeye, yeşil plastik toplara ve külrengi sinema biletlerine çevirirdim.
…
Şeyh ile ihvan arasındaki gönül alâkaları, çocukluk muhayyilemin kavrayışından çok uzaklardaydı ama bu alâkanın hâsılını çocuk da olsanız elle tutabilir, gözle görebilirdiniz: Muhabbetti! Tekkenin kireç sıvalı duvarlarında, bahçe içindeki ince beton yolun en başında, meyvesini ancak eylüllerde teslim eden taş armutta, ihvanların çehresinde ve "Efendi Hazretleri"nin her haletinde titreşen, ince bir buğu gibi tabahhur ederek atmosfere yayılan, tekkeyi (uzaktan ya da yakından) istintak eden "siyasî memurları" son derece efendi ve hürmetkar davranmaya mecbur eden muhabbetti. Muhabbetin sıklet merkezi, iri gözlerinin maviliğinde gri bulutlar gezindiren "Efendi Hazretleriydi. Onun bilgisi tahtında duran kimya, sıradan insanları; berberleri, kundura tamircilerini, çiftçileri, ümmî ev hanımlarını, memurları gözbebeklerinde "muhabbeti" büyüten olgun insanlar haline getiriyordu. Yıkıldı, tükendi diyeceğiniz insanları bu kimya ile ihya ediyordu; insanları güzelleştiriyor, ayakta tutuyor ve herşeyle barıştırıyordu. Onun çevresinde kavga yoktu. Çocuktum ama anlıyordum.
…
Kronoloji / kayıt
Kayıt
2025-08-15 04:41:26