HABER
Osman Kocaoğlu'nun Enver Paşa'nın ardından yazdığı şiir
25 Mart 2013
İntikam… Al intikam! – Osman Xoca (Kocaoğlu)
Babam Osman Hocanın (Kocaoğlu) 4 Ağustos 1922-de Enver Paşanın Doğu Buharada (Bugünkü Tacikistanda) Belcivanda şehit düşmesi üzerine yazdığı Türkistan Türkçesiyle ağıtı. Osman Hoca o sırada Kabul, Afganistanda bulunuyordu. - Prof. Dr. Timur KOCAOĞLU
Türk balası oruslardan köp sıkıldı,
Är kırıldı, kız äzildi, yurt yıkıldı.
Hamiyetlik Enver Paşa onu sorab,
Kälib azadetmek üçün şehid boldı.
- – - – - – İntikam… Al İntikam!
Vatan üçün bizimkiler can bäreler,
Millet üçün düşmanlardan öç alalar.
Bugün Çingiz evlatları at oynatıb,
Bälde kılıç, omuzlarda bäşatarlar.
- – - – - -İntikam… Al İntikam!
Türkistandan oruslarnı haydab kovub,
Sahibkiran Timur Bäkni şadeteler.
Balalarge mekteb açıb, talim bärib,
Uluğ Beknin tarihini yadeteler.
- – - – - – İntikam… Al İntikam!
Türklük kanı tamırlarda bugün kaynar,
Ärte çıkıb Türkistanda bayrak açar.
Bütün dünya sözimizge kulak salar,
Härbir devlet kälib bizden älçi sorar.
- – - – - – İntikam… Al İntikam!
Ogün dämek, Türk balası rahat turar,
Barça millet necat tapıb, yüzü küler.
Türk balası kutulmasa tinç oturmaz,
Yär yüzide tanılmasa uruş turmaz.
- – - – - – İntikam… Al İntikam!
Osman Xoca, Buhara Cumhurbaşkanı. 4 Ağustos 1922, Kabul, Afganistan
Qaynaq: TuranSesi.com
ANI
ACI GERÇEKLER ANCAK BUNLARI YAZMALIYDIM:
Timur Kocaoğlu
2.2.2021
facebook paylaşısı
--- 1966: İstanbul Üniversitesi 2. sınıftayım, bizim Bostancı'da Değirmenci sokağımızdaki kiralık dairemizden az ilerisinde benim ortaokuldaki Türkçe öğretmenim şair Mehmet Başaran oturuyor. Çoktan beri aramızda iyi arkadaşlık var, beni yeni Türk edebiyatının çok sayıda ozanı yazarı ile tanıştırdı, onların kitaplarını okumam için bana ödünç verirdi. Bir gün pazardan dönerken iki elimde iki file sebze ve meyva var. sokak başında Mehmet Öğretmenimle karşılaştım, yanında uzun boylu biri vardı, onu bana "Roman yazarımız Fakir Baykurt!" diye tanıştırdı. Ben Fakir Baykurt'un romanlarını okumuştum, filelerden birini yere bıraktım, biri elimde onunla tokalaştım. Mehmet Başaran da beni ona tanıttı: "Timur benim ortaokuldan öğrencim, kendisi aynı zamanda Buhara Cumhuriyeti cumhurbaşkanının oğlu!". Fakir Baykurt bana gülümsiyerek baktı, sonra "Sizin oralar şimdi çok kalkındı, onlar Sovyet idaresinde modern refah içinde cumhuriyet oldular!" deyince, ben de ona "Hayır, Sovyetteki Türk boyları Rusların sömürgesi, orada öyle vadedilen eşitlik, özgürlük yok, aksine kölelik var!" dedim. Fakir de bana "Ha senin baban demek karşı-devrimciymiş de oradan kaçarak gelmiş!" deyince tepem attı, "Hayır sizin oralar hakkında bilginiz yok, babam kendi ülkesi için Ruslara karşı çarpıştı, bunun karşı devrimcilikle ilgisi yok!" Çok kızmış olmalıyım, elimdeki file yere düştü meyvalar sağa sola saçıldı...
--- 1968: Babam evde ağır komada, aile doktorumuz bana Kızılay'dan kan getirmemi söyledi. Ben de acele Bostancıdan vapurla sirkeciye, oradan Millet Caddesinde Topkapı'ya yakın yerdeki Kızılay merkezinden bir torba kan alarak elimdeki soğutucu torbada buz konmuş olarak kanı taşıyarak Kadıköy'e geldiğimde gece 20:30 olmuş, otobüsler yok, yalnız taksiler ve dolmuşlar var. Cebimde taksiye binecek param yok, dolmuşta bekliyorum, ancak 5 kişilik otomobil dolmuş bir türlü dolmuyor tek müşteri benim, şöför bana biraz sonra yazar Aziz Nesin gelecek, belki o geri kalan müşterilerin parasını öder de, sen hemen Bostancı'ya yetişirsin elindeki kan torbasıyla, dedi.
Evet saat 21:00'de Aziz Nesin çıkageldi vapurdan inerek, çok kısa boylu tıknas biri, yüzünden Kırım Tatarı olduğu belli! Neyse benim dışımdaki müşterilerin de ücretini şöföre vererek, araba iki müşteriyle hareket etti. Yolda Aziz Nesin ile sohbet ettik, ben ona Kırım Tatarı mısnız dedim, evet dedem Kırım'dan gelmiş dedi. Sonra benim Buhara Cumhurbaşkanının oğlu olduğumu duyunca hemen: "Vay Sovyetlere karşı ayaklanan karşı-devrimci anti-komünistin oğlusun demek" diye benimle şakalaştı ve bana Sovyetler Birliği'ni övmeye başladı. Ben de onunla tartışarak bu konuda çok yanlış bilgisi olduğunu işte sosyalist düşüncede olmanın verdiği nedenle bir cehennem olan Sovyetleri övdüğünü onun yüzüne karşı söyledim. Tartışmamız epey şiddetlendi, ancak onun şimdi unuttum Suadiye mi Erenköy mü durağı gelince indi, inerken bana "VAY HAİNİN OĞLU!" diye hakaret etti! Artık benim elim ayağım titriyordu, ancak bu kanı babama yetiştirmem gerekiyordu. Dolmuş şöfürü de durumuma üzülmüş olmalı, beni Bostancı'daki normal dolmuş durağında bırakmadı, 4 kilometre ilerdeki dairemizin bahçe kapısına kadar getirip bıraktı.
--- Babam o geceyarısından sonra sabaha doğru bir uyandı, ben onun hasta odasında karşısındaki yatakta yatıyordum, bir inilti duyunca uyandım, babam bana bakıyordu, 4 günlük komadan çıkmıştı, bana gülümsedi, ona su verdim, suyu işti, elimi tuttu, sonra da gözleri açık can verdi... Ben hemen bağırarak annemi çağırdım, artık çok geçti babam gitmişti, ertesi günü doktor kan verecekti, kan torbası da buzdolabında kaldı.
--- İşte bizdeki yazarlar, aydınlarda böyle görüşler vardı, onlarda bir Sovyet hayranlığı vardı, sanıyorlardı Sosyalizmle bütün sorunlar çözülecek, herkes eşit özgür yaşayacak! Yazar İlhan Selçuk da Moskova'nın davetlisi olarak oralara gitmiş, Azerbaycan, Orta Asyayı dolaşmış, gelince yazdığı kitapta oraları öve öve bitiremiyordu, onlar kalkındılar, Türkiyeden ilerideler diye propagandaya yenik düşmüşlerdi. Oysa 1990'da ben oralara gidince daha da iyi gördüm, oradakiler nasıl ezilmiş, nasıl Türkiyeden en az 20-30 yıl geride kalmışlar, ancak tek okuma-yazma oranı yüksek, ancak özgürlük yoktu. İşte bunları bir gün yazacağım demiştim, şimdi bugün yazıyorum, çünkü Türkiyedeki bazı kesimler de Doğu Türkistan'da olup bitenleri görmezden geliyorlar! 

Kronoloji / kayıt

Kayıt
2025-08-15 04:59:11