RÖPORTAJ
SERTAÇ BUCAK: GENEL AF KAVRAMI KULLANILMAMALI
AKSİYON 31.10.2006
Mühendis Sertaç Bucak, PKK için genel af ilanına karşı. Dağdakileri indirmenin şehirde yeni problemlere yol açacağına inanıyor. Hedef sosyal entegrasyon olmalı diyor
Doğru Yol Partisi (DYP) Genel Başkanı Mehmet Ağar’ın terör örgütü PKK’ya yönelik “Dağda silah atacaklarına, ovada siyaset yapsınlar…” sözü yeni bir tartışmayı da beraberinde getirdi. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, “Bu bir genel af çağırısıdır. Bunu şiddetle kınıyorum.” şeklinde bir karşı çıkış yaptı. Daha sonra bu tartışmaya, siyasetçiler ve aydınlar da dâhil oldu. Toplum her ne kadar dillendirmekten çekinse de birtakım soruları zihninden geçirmeye başladı. PKK’ya genel af uygulanabilir mi? Her şeyden önemlisi, gelinen noktada genel af kavramını telaffuz etmek doğru mu?
Bu soruları Kürt meselesini yakından takip eden, Avrupa ile Türkiye arasında mekik dokuyan mühendis Sertaç Bucak’a sorduk. Bucak, Almanya Başbakanı Gerhard Schröder tarafından Almanya’da kurulan Uluslararası Kürt İnsan Hakları Merkezi’nin kurucusu ve bir dönem de başkanlığını yaptı. Sertaç Bucak’ın babası Faik Abik Bucak da Türkiye Kürdistan Demokratik Partisi’ni kurmuş, ancak kısa bir süre sonra 1966’da ‘tuhaf’ bir kazada hayatını kaybetmiş, Kürtlerin sembol olarak kabul ettiği bir isim. Urfa’nın Siverek ilçesinde yaşayan Sertaç Bucak, şu anda genel af kavramını telaffuz etmenin yanlış olduğu görüşünde. Bucak’a göre ne PKK ne de Türkiye bu kavram üzerinden yapılacak hamlelere hazır.
GENEL AF KAVRAMI KULLANILMAMALI
-Son haftalarda Türkiye’de bir genel af tartışması yaşanıyor. PKK’ya yönelik bir genel af uygulamaya konabilir mi?
Toplum içinde genel değişik spekülasyonlar var. İçeriği bilinmeden, daha doğrusu ne olduğuna bakılmadan hemen karşı çıkıldı; üzerine yorumlar yapıldı. Mehmet Ağar bir genel aftan söz etti. Şiddete bulaşmış herkesin affedileceği manası çıkarıldı. Onun için genel af yerine yeni kavramlar türetmek lâzım. Mesela ‘insanların yeniden topumla entegrasyonu’ demek lâzım. Genel af kavramı henüz karşılığını bulamıyor ve şu dönemde PKK’ya yönelik kullanılacak bir kavram da değil. İş sadece toplum bazında bitmiyor. Sorun bir şeklide bu işe taraf olan kişilerin kendi prestijini koruma durumuna geldi. Ama yapılırsa bu, devleti küçük düşürmez, devletin ödün verdiği anlamını taşımaz. Aksine bu büyük bir devletin göstereceği dirayettir. Dünyanın her yerinde bu böyledir. Kuzey İrlanda’da yaşanmış bir örnek var.
-Peki Türkiye hem devlet hem de toplum bazında buna ne zaman hazır hâle gelecek? Aynı soruyu terör örgütü ve tabanı için de sormak lâzım.
Temel sorun şu; siz bu sorunu çözmek istiyor musunuz, istemiyor musunuz? Bu işi askerler mi yoksa düşünen siviller mi halledecek? Genel af bu olayın bir detayı. Ondan sonra atılacak adımlar önemli. Hükümet ile devletin belirli kurumları arasında düşünce farkı var. Hükümetin, CHP’nin, Kızılelmacıların yaklaşımı arasında büyük fark var. Meseleyi güvenlik boyutunda görenler durumu geriyor. Böyle düşünenler kendi insanını da düşünmeli. Kürt sorununu silahla çözmek isteyenler tıkanmayı beraberinde getiriyor. Bu PKK’dır, Türkiye’deki bazı güçlerdir.
-PKK’yı tabanı olarak görüp siyaset yürütenlerin etkisi yok mu bu tıkanmada?
Onlarla aynı tabanı paylaştığını söyleyen siyasi partiler artık bir adım ileriye gidilmesini istiyorlar. Silahların susmasını, gömülmesini istiyorlar. Yani ateşkes ile yetinmiyorlar. Kan davası güdülmemeli, intikam peşine düşülmemeli. Siyasilerin böyle bir hakkı zaten yoktur. Adımlar atılır ve sorun yavaş yavaş çözülür. Kimse ani bir şey beklemesin; makbul de olmaz, toplumun işlemekte olan bünyesine zarar verir.
-PKK silahlara veda etmek istemiyor ama…
Silah konusunda PKK taraf olabilir. Veya onlarla aynı tabanı paylaştığını söyleyenler de. Ama Kürt sorununa onlar taraf değildir. Sorunun çözümü gündeme geldiği zaman siyaseti güden herkes taraf olur. Ama eğer şiddet olmazsa insanlar daha rahat düşünebilir. Kürt sorununun önünde militarist güç büyük bir problemdir. Siyaset güdenler de bu militarist gücün bir parçasıdır. Çünkü silahın olduğu yerde insanlar akıllı ve mantıklı düşünemezler.
-Sorun zaten silahların oluşturduğu korkulardan kaynaklanmıyor mu?
Bu durumda çözüm için silahlı tarafın söylediğine dikkat etmek lâzım. Başka türlü, silahların gölgesi hiç kaybolmuyor. Ateşkesi ilan edenler silahı bırakıyorum da diyebilmeli. Ve sözünde sonuna kadar durmalı. O zaman güvenlik üzerinden siyaset yapanların ellerindeki bütün araçları alınmış olur. Toplum sorunun çözümünü sadece güvenlikte ve silahta görenlere itibar etmeyi bırakırsa, siyasilerin itibarı yükselir.
-Patlayan mayınlar bunun çok da kolay olmayacağını gösteriyor?
Mayın patlaması olayından emin değilim. Bu mayınları kim patlatıyor? Barış istemeyen PKK’nın içindeki güçler de olabilir, çatışmalardan nemalanan odaklar da düşünülebilir. Derin devletin bu konudaki maharetlerini de görmezden gelemeyiz. Silahlı mücadelenin Kürt sorununu çözmede araç olmadığını PKK’nın da kabul etmesi lâzım.
DAĞDAN OVAYA BİR ANDA İNİLMEZ
-PKK’yı tabanı olarak değerlendiren DTP (Demokratik Toplum Partisi), “benim bundan sonra PKK ile ilişkim olmayacak” derse çözüm için ciddi bir adım olur mu?
Aynı tabanı paylaşıyorlarsa bu iş biraz zor olur. Bütün köprüleri atarlarsa bu çok iyi bir sürecin başlangıcı olur. Ama bu kadar büyük bir şeyi yaparlar mı bilemiyorum. Ancak şunu söyleyebilirim, DTP’de silahların tamamen bırakılması yönünde bir eğilim giderek güçleniyor. Bir ülkede söz sahibi hükümettir. Ama herkes bir açıklama yapıyor ve bu açıklamalar farklı oluyor. Bunlar sorun teşkil ediyor. ‘Şahin şahini destekler.’ Bunu da bir dipnot olarak kaydetmekte fayda var.
-Yapılan açıklamalar karar merciindeki hükümeti zor durumda bırakır mı sizce?
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Diyarbakır’da bir açıklama yaptı. Meseleyi dillendirdi; ‘Kürt meselesi var’ diye bir tabir kullandı. Ondan önceki hükümetler de söylemişlerdi. Ancak Erdoğan bir adım daha ileriye gidip; ‘Bizim de hatalarımız olmuştur’ dedi. Bu söylediğinin arkasında durabilmeliydi. Sonraki adımlar atılamadı. Çünkü tuhaf bir şekilde silahlar tekrar devreye girdi. Hükümetin Kürt sorununu çözme konusunda samimi olduğuna eminim ve çözmeye en yakın hükümettir.
-Peki niye söylediklerinin arkasında duramıyor?
Çok yalnız bırakılıyor... Ama Kürtler de hükümetler arasındaki nüansları görmeli. Herkesin söylediklerini hesaba katıp, hükümete yardımcı olmaları gerekiyordu. Bu hükümet AB konusunda nasıl bir performans gösterdiyse Kürt meselesinde de çözüm adına önemli adım atabilir.
-Hükümetin işe nereden başlaması gerekiyor?
İlk önce 301’i ortadan kaldırmalı. Sonraki aşamada henüz kirli işe bulaşmamış, elinde silah olup da henüz alt düzeyde olan insanların entegrasyonunu sağlayabilir. Ama bunun adına pişmanlık yasası dememeli ve kademeli olmalı. Ani bir çözüm olmaz. Beş yıllık düzenlemeler içinde bir çözümler paketi hazırlar, insanları dağdan indirirsiniz. İnsanları affettim dediğinizde, dağdan inip şehre gelecekler. O zaman yeni bir toplumsal sorun çıkar ortaya. Yıllarca dağda yaşamış insanın şehirde yeni bir hayat kurması kolay değil. Üstüne üstlük dağa çıkmış yaftası da var.
-Amerika’nın ve Avrupa ülkelerinin Kürt meselesine bu kadar müdahil olması da etkili oluyor belki.
Siz 80 yıldır bir sorunu çözemezseniz Batı müdahil olacaktır. Bu bizim acziyetimizi gösteriyor. Kıbrıs’ta da aynısı yapılıyor. Türkiye NATO üyesidir. AB üyesi olduktan sonra da bugünkü egemenlik hakkından yoksun kalacaktır. Zaten hep müdahil idiler. Her yıl Türkiye ile ilgili raporlar hazırlanıyor, hepsinde de Kürt sorunu var. Bu raporlar kısmî bir dayatmayı içeriyor. AB içinde Kürt sorunu daha da açık bir şekilde ifade edilecektir. Ama Türkiye bu meseleyi kendisi çözmeli, başkasına bırakmamalı. Kürtler açısından da sorun var. Türkiye AB üyesi olduktan sonra Kürtler de bağımsız devlet hayallerini ve ideolojilerini mezara gömmek zorunda kalacaklar. Maksimum talep federasyon olur. Ötesindeki haklar ortada kalmaz.

Kronoloji / kayıt

Kayıt
2025-08-15 05:10:53