Yücel Hepimizin Davası
Yazılmamış, yazdırılmamış olmasına bakmayın siz. Bu da, zaaflarımızdan yararlanarak bizi oyuna getirenlerin, yıllar yılı başımıza ördükleri onca çoraptan biridir sadece. Oysa gerçek olan, Makedonya Türklerinin, her şeye rağmen, her zaman, her yerde gurur duyabilecekleri bir tarihe sahip olduklarıdır.Ne yazık ki verdikleri ulusal ve kültürel kimlik mücadelesinde tarihin (tabiî ki genel tarihimizi değil, Makedonya Türkleri Tarihini kastediyorum) öneminin bilincine maalesef vâkıf olamayan aydınlarımız, küçük hesaplar peşinden koşma telâşı içinde, Makedonya Türkleri için böylesine hayatî önem taşıyan büyük meselelerle uğraşmaya vakit ayıramamaktadırlar. Böyle olunca da, bir an önce aydınlatılmayı bekleyen önemli tarihi olaylarımız üst üste yığılmaya devam etmektedir.
Kesinlikle itirazım yok! Totaliter rejim yıllarında Makedonya Türklerinin Tarihinin yazılmasını gündeme getirmek, tıpkı ateşle oynamak anlamına gelirdi. Fakat bugün öyle değil artık. Görülen bütün olumsuzluklara rağmen, demokrasi sürecinde önemli sayılabilecek bir yolun kat edildiğini görmezlikten gelen, bu yüzden de hâlâ olaylara yasakçılık merceğinden bakan totaliter zihniyet sahipleri feryadı basmaya kalksalar bile, hiç kimse Makedonya Türklerinin Tarihi ile ilgili çalışmalara engel olamaz. Yeter ki aydın geçinen Makedonya Türkleri böylesine önemli ve hayırlı bir işe soyunmayı akıl etsinler. Akıl etsinler de, hâlâ karanlığın ötesinde aydınlatılmayı bekleyen olaylar, birer birer aydınlığa kavuşabilsinler. Muhakkak ki bi sayısı bir hayli kabarık olan olaylardan biri, totaliter rejimin, özellikle Makedonya’da yaşayan Türklere karşı düzenlediği bir komplo olduğunu hiç tereddüt etmeden iddia edebileceğimiz Yücel Olayıdır.
Hiç kuşkusuz yakın tarihlerinde yedikleri en büyük darbe olan Balkan Savaşları yıllarında maruz kaldıkları, o dehşet verici mezalimden bu yana, Makedonya Türklerinin cansiperane verdikleri ve bütün zorluklarına rağmen, bugün de saygılanası bir özveriyle sürdürdükleri ulusal ve kültürel kimlik mücadelesinde, son yıllarda tanık olduğumuz (şimdilik sadece kıyısından köşesinden söz açma şeklinde olsa bile) Yücel Olayını deşme çabaları, özellikle bu mücadelenin geleceği bakımından, son derece büyük önem taşımaktadır. Hatta öyle sanıyorum ki bu hiç aralıksız devam edip günümüze ulaşan mücadelenin, önümüzdeki yıllarda yeni aşamalar kaydedip daha başarılı olabilmesi, totaliter rejim tarafından sözün tam anlamıyla öcü hâline getirilmiş bulunan Yücel Teşkilâtı ve Yücelcilikin, bütün doğruları ve yanlışları, sevapları ve günahlarıyla, mümkün olduğunca ayrıntılara varana kadar aydınlatılmasına; bu, esas itibarıyla barışçıl ve demokratik olduğu kesinlikle yadsınamayacak ulusal ve kültürel davanın özünün doğru dürüst algılanmasına; tarih içinde bayrak ve devlet kompleksi görmemiş Türklüğe has hoşgörü temeline dayalı Yücelcilik coşkusu içinde ulusal ve kültürel değerlerimize sahip çıkılmasına önemli ölçüde bağlıdır.
Bugüne kadar, konuyla ilgili, ister Türkiye’de yapılan (maalesef öznel yorumların ağır bastığı ve değerlendirmelerin çoğu zaman yüzeysel olduğu gözden kaçmayan) yayınlar; ister Kosova ve Makedonya’da, daha çok Yücel Gerçeği?nin rahatça konuşulabilmesi zamanının gelip gelmediğinin bir bakıma yoklanması amacıyla kaleme alınanlar, örgütlenme sürecini henüz tamamlayamadan meydana çıkarılan Yücel Teşkilâtı hakkında tatmin edici bilgiler vermekten uzak şeylerdir. Hatta bu yazılanlardan bazıları, öylesine yanlış bilgiler ve yanıltıcı iddialar içermektedir ki Yücel Teşkilâtının asıl amacına gölge düşürmek niyetiyle kaleme alındıkları kanısını uyandırmaktadır. Bunun en bariz örneği, Mehmet Ardıcı imzasıyla yayımlanan Yücelciler 1947 kitabıdır kuşkusuz.
Bazı kaynaklarda bir hareket olarak gösterilen, oysa henüz yolun başındayken önünün kesildiğini bildiğimiz Yücel Teşkilâtından söz açmaya kalkarken, ayrı ayrı dönemlerde bu teşkilâtla ilgili ortaya atılan asılsız iddia ve suçlamaları daha baştan çürütebilecek yorumların daha sağlıklı olmasını sağlayacak, kanımca çok önemli bir tespitin yapılması gerekir. Bu da, Yücel Teşkilâtının, aslında Balkan Savaşlarından, özellikle de Birinci Dünya Savaşından sonra, Makedonyada başlatılan ve Kosova ile Sancak bölgelerini de içine alan daha geniş bir coğrafyada, Türk ulusal ve kültürel kimliğine sahip çıkmak, bununla birlikte, bu coğrafyada yaşayan Türk-Müslüman ahalinin hak ve özgürlüklerini savunmak amacıyla yürütülen barışçıl mücadelenin devamını getiren; farklı koşullar altında ortaya çıkan, fakat ne hikmetse hep aynı kaderi yaşayan (daha yolun başında önlerine set çekilen) İslâm Muhafaza-i Hukuk Cemiyeti, Cenubî Sırbistan Müslüman Teşkilâtı ve Yardım Cemiyetinin doğal uzantısı olduğudur.
Yücel Teşkilâtının ortaya çıktığı dönem, rejim değişikliğinin beraberinde getirdiği yeni koşullar ve tabiî yeni olanaklar bakımından da, İslâm Muhafaza-i Hukuk Cemiyeti, Cenubî Sırbistan Müslüman Teşkilâtı ve Yardım Cemiyeti?nin ortaya çıkıp faaliyet gösterdikleri dönemlerden çok farklıdır. Azınlıklara, o zamana kadar görülmemiş ölçüde geniş hak ve özgürlüklerin tanınacağının taahhüt edildiği bu dönemde, vaat edilenlerle gerçekleştirilenler arasında tam bir uçurumun söz konusu olmasına rağmen, azınlıklardan herhalde eski durumlarını hatırlayıp yeni durumlarına şükretmelerini bekleyen zihniyetin hakim olduğu bir ortamda, vaat edilenlerle gerçekleştirilenler arasındaki uçurumun kaldırılmasını sağlamak amacıyla, aslında henüz verilmeden alınan kimi hak ve özgürlüklerin elde edilmesi mücadelesine soyunan Yücel Teşkilâtı, bilinçli olarak çok ağır bir yükün altına girmiştir.
Stalinizmin keyfince at oynattığı yıllarda illegal faaliyete başlayan Yücel Teşkilâtının kurucu ve yöneticileri, yakayı ele verdikleri takdirde, kendilerini ağır cezaların beklediğini bilerek yola çıkmışlardı. Bunu, 1948 yılının ocak ayı sonlarında yapılan ve hepi topu altı gün süren Yücel Duruşmasında on üç yıl hapis cezasına mahkûm edilen, 1911 yılının Ramazan Bayramında İstanbul’da görüştüğüm matematik profesörü, rahmetli Muzaffer Ahmed Süleyman (Hocaoğlu) bizzat söylemişti. Fakat Yücelcilerin hiçbiri, terör ve casusluk suçundan yargılanabileceklerini, kendilerinden eşkıya olarak bahsedilebileceğini; mahkeme salonu ve mitinglerde, dostları ve yakınları tarafından faşist ve vatan haini ilân edilebileceklerini, hele hele aralarından bazılarının idama gidebileceklerini tahmin bile etmiş değillerdi. Nedir ki o uzak, çalkantılı, tehlike çanlarının ayyuka çıktığı 1948 yılında hiç tahmin edilmeyenler oldu ve birkaç yıl sonra patlak veren, Balkan Savaşlarından sonraki en büyük Türk göçü ile son bulan o müthiş senaryo gereği, Yücel Teşkilâtı ve Yücelciler en umulmadık suçlamaların hedefi Hâline geldiler. Sonuç, Makedonya Türkleri için tam bir trajediydi.
Ne hazindir ki 1955 yılında ilân edilen aftan yararlanarak özgürlüklerine kavuşan Yücelcilerin dört dava arkadaşlarının haksız idamını, kendilerine yöneltilen haksız suçlamaları sineye çekip haklı davalarından vazgeçip Türkiyeye göç etmeyi seçmişlerdir. Bundan daha acı olan da, Türkiyeye yerleştikten sonra, uygar bir düzeyde Yücel davasının haklılığını dünya kamuoyuna duyurabilecek herhangi bir etkinliğe teşebbüs bile etmemiş olmalarıdır. En kötüsü ise ölen dava arkadaşlarının anısını gelecek kuşaklara taşıyacak bir monografi hazırlatmayı bugüne kadar akıl etmemeleridir. Hatta 1992 yılında, Makedonya devleti nezdinde Yücelcilerin itibarlarının iadesi için gündeme getirdiğim imza toplama kampanyasında da pasif kalmaları beni gerçekten de hayrete düşürmüştür. Fakat bütün bunları kişisel zaaflar olarak görmek ve kesinlikle 1948 Yücel Ruhuna mal etmemek gerekir. Bütün bunları yapmanın artık bizlere kaldığını unutmamak da tabiî ki.
Birçokları henüz erkendir diyebilir ama ben hiç öyle düşünmüyorum ve ekliyorum:
1998 Ocağında Yücel Olayının 50. yılı doldu. Bu nedenle, mahkeme kararının Mareşal Tito Meydanına yerleştirilen hoparlörlerden dinletildiği Üsküpte, acımasız bir komploya kurban giden Yücel Teşkilâtı ve Yücelcilerin aklanmaları sürecini de başlatmış sayılabilecek bir bilimsel toplantı pek âlâ yapılabilir kanısındayım. Umarım böylesine anlamlı ve değerli bir toplantı, totaliter rejimin o ünlü gözdağı verme zihniyetine özenen birileri tarafından, bir zamanlar düzenlenmesi girişiminde bulunulan edebiyat toplantılarının bile önlenmesi için başvurulan ?Ne o, yoksa Türk kurultayı mı yapıyorsunuz lâkırdısıyla engellenmeye kalkışılmaz.
Kronoloji / kayıt
Kayıt
2025-08-15 05:17:50