HAKKINDA YAZILANLAR
Bir yazar ve bir sahhaf 
Beşir Ayvazoğlu
Zaman 13 Eylül 2012
Son iki ay içinde kültür ve sanat dünyası ölümlerle sarsıldı. Önce sinemamızın büyük isimlerinden Metin Erksan, onun ardından tiyatro dünyasının yıldızlarından Müşfik Kenter, kısa bir süre önce de yazar Altan Deliorman ve Sahhaf İsmail Özdoğan...
Sanırım, ilk iki ismin ölüm haberlerini vermeyen ve yorumlar yayımlamayan medya kuruluşu kalmamıştır. Son iki ismin ölüm haberi yazılı ve görüntülü medyada ne kadar yer aldı, bilmiyorum. 
Sessiz sadasız büyük işler başaran, medyada görünmeyi sevmedikleri için belli bir çevrenin dışında kimsenin tanımadığı çok önemli insanlar vardır. Eserleri büyük bir emeğin, zengin bir bilgi birikiminin ve hayat tecrübesinin ürünü olduğu halde fazla dikkati çekmez, birileri tarafından keşfedilip medyada görünenler dışında hiçbir değeri fark edemeyen kalabalıkların gözüne sokuluncaya kadar meçhul kalırlar. Rahmetli Altan Deliorman onlardan biriydi. Sessiz Bir Ses (1997), Kırık Kanatlı Jöntürk (1997), Tanıdığım Atsız (2000), Işıklı Hayatlar (2004), Türk Yurdunun Bilgeleri (2009) gibi kitaplarını okumuş olanlar, ne demek istediğimi daha iyi anlarlar. 
Belki hatırlayanlar vardır; Altan Bey'in yazıları, bir zamanlar Türk Edebiyatı dergisinde "Eski Albümden Silik Çehreler" genel başlığı altında yayımlanırdı. Büyük bir zevkle okuduğum bu güzel yazılar hem üslûpçu bir yazarın kaleminden çıkmış olması, hem de belge değeri taşıması bakımından önemliydi. Altan Bey, Türk Edebiyatı'na son yıllarda da aynı seriden beş altı portre göndermişti; ama ne yazık ki gittikçe kötüleşen sağlığı daha fazla yazmasına elvermiyordu. 
Altan Bey, gazetecilik hayatına Bulgaristan'ın Razgrat şehrinde 1920'lerde başlayan ve 1930'ların ortalarına kadar komünizme karşı ciddi bir mücadele verdikten sonra Türkiye'ye sığınmak zorunda kalan gazeteci Necmettin Deliorman'ın oğullarından biriydi. Onun da babası gibi ömrünü Bâbıâli'ye vermiş bir gazeteci ve yayıncı olduğunu, çok insan tanıdığını, bunlardan birçoğuyla şahsiyetlerinin ana çizgilerini teşhis ve tesbit edecek kadar yakın dostluklar kurduğunu özellikle kaydetmek isterim. Babasının geniş dost çevresi, Altan Bey'in şahsiyetinin ve dünya görüşünün şekillenmesinde birinci derecede önemlidir. Çoğunu çocuk denecek yaşta tanıdığı meşhur köşe yazarları, romancılar, ilim adamları, sanatkârlar... 
Altan Bey, bildiklerini, gördüklerini kendilerine saklayan yazı tembellerinden değildi; sürekli yazmıştı. Sessiz Bir Ses, Kırık Kanatlı Jöntürk ve Türk Yurdunun Bilgeleri isimli kitaplarındaki portreleri okurken onun kelimenin asıl manasında nüfuz-u nazar sahibi bir yazar olduğu ve portrelerini çizdiği şahsiyetlerin ruhlarına derinliğine nüfuz ettiği hemen fark edilir. Bu portrelerin dikkati çeken özelliklerinden biri de, genellikle anlatılan şahsiyetin isimlerinin zikredilmemiş olmasıdır; fakat yazının daha ilk paragraflarında kimden bahsedildiğini anlardınız. Portrelerinin başlıkları da anlatılan şahsiyeti en doğru şekilde tarif ederdi. Mesela Tarık Buğra, Altan Bey'e göre, "Sessiz Bir Ses"ti, Yesari Asım Arsoy "Sesler ve Gönüller Hükümdarı", İbrahim Kafesoğlu "Gümüş Taçlı Adam", Tahsin Banguoğlu "Vaniköy'de Bir Umman", Peyami Safa "Muzdarip Dev", İsmail Hami Danişmend "Danişmendli Prensi", Nizameddin Nazif "Muhteşem Bencil", Fethi Gemuhluoğlu "Erken Giden Atlı", Erol Güngör "Erken Düşen Yıldız", Ziyad Ebüzziya "Zarif Mücahit"... 
Bu şahsiyetlerin tamamı milliyetçi/muhafazakâr düşünceyi çeşitli yönleriyle temsil eden isimlerdir. Bu bakımdan, isimlerini zikrettiğim kitaplar, aynı zamanda Türk milliyetçiliğinin tarihi yazılırken mutlaka başvurulması gereken önemli kaynaklardır. 
Altan Bey, Nihad Sâmi Banarlı, Ekrem Hakkı Ayverdi ve Sâmiha Ayverdi'yi anlattığı Işıklı Hayatlar adlı kitabında portre yazarlığını aşmış, aynı zamanda usta bir biyografi yazarı olarak karşımıza çıkmıştı. Bunlar dışında da çok sayıda kitabı bulunan Altan Bey için İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür İşleri Daire Başkanlığı tarafından 2010 yılında, Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi'nde bir saygı programı düzenlenmişti. Düşündüklerimi o zaman kendisine de söyleme fırsatı bulabildiğim için mutluyum. 
Altan Bey, Beyazıt'taki Enderun Kitabevi'ne uğrar mıydı, bilmiyorum. Geçen cuma günü aramızdan ayrılan Sahhaf İsmail Özdoğan tarafından işletilen ve Beyaz Saray İşhanı'nda küçücük bir mekânı işgal eden bu kitabevi, Türk tarihi, kültürü ve edebiyatıyla ilgilenen yerli ve yabancı araştırmacıların vazgeçilmez uğrak yerlerinden biriydi. Mahir İz, Orhan Şaik Gökyay, Ziyad Ebüzziya, Mehmet Şevket Eygi, Ali İhsan Yurt, daha sonraki nesilden de İsmail Erünsal, Mehmet Niyazi, Mustafa Kutlu, Mustafa Miyasoğlu, Abdullah Uçman gibi müdavimleri vardı. Küçücek dükkâna bazen yirmi-otuz kişi doluşur, derin sohbetlere dalarlardı. 
1980'lerin başından itibaren benim de sık sık uğradığım Enderun, Beyaz Saray yıkılıp yerine bir otel yapıldıktan sonra Şehzadebaşı'ndaki bir işhanına taşındı. Ama artık devir değişmiş, o canlılık, o heyecan kalmamıştı. 
Önemli kitaplar da yayımlayan Enderun Kitabevi'nin kültür tarihimizde ihmal edilemeyecek bir yere sahip olduğunu düşünenlerdenim. 
Kaybettiğimiz dört değerli insana Allah'tan rahmet, yakınlarına ve dostlarına başsağlığı diliyorum. 
NOT. İsmail Özdoğan için ESKADER tarafından düzenlenen anma toplantısı bugün akşam saat 18.00'de Timaş Kitapkahve'de gerçekleştirilecek.

Kronoloji / kayıt

Kayıt
2025-08-15 05:24:41