KCK ve PYD nereye gidiyor?
Mahmut Akpınar
Zaman 27 Temmuz 2013
KCK kamuoyunda hep yanlış anlaşıldı, medya tarafından da gerçek hüviyetiyle tam anlatılamadı. Uzun süre “PKK'nın şehir yapılanması” olarak sunuldu; hâlâ öyle bilenler çoğunlukta. Oysa KCK; PKK'yı, BDP'yi, PYD'yi ve diğer bütün organizasyonları içine alan konfederal bir devlet yapılanmasının adı.
KCK Türkiye, Irak, İran ve Suriye'de örgütleri de kapsayan sözde “Büyük Birleşik Kürdistan”ın hemen bütün organları tasarlanmış paralel devlet organizasyonu. KCK Yürütme Konseyi, bu yapının icrai gücünü, yürütme erkini temsil ediyor; dolayısıyla terör örgütünün sözde hükümeti. Yürütme Konseyi Başkanı da icranın sorumlusu, yani sözde başbakanı. PKK ve diğer bütün silahlı gruplara, alandaki diğer örgütlenmelere hükmeden yapının başı.
Kongra-Gel, devlete benzer KCK yapısının yasama ve karar organı; illegal parlamentosu. Düzenli aralıklarla toplanan Kongra-Gel, Haziran 2013 sonunda yine toplandı ve 9. genel kurulunu yaptı. Farklı coğrafyalardan ve Avrupa'dan gelen yaklaşık 200 kişilik bir grup Kuzey Irak'ta bir araya geldi ve örgütle ilgili bir kısım kararlar aldılar. Yeni stratejiler geliştirdiler, yol haritalarını tekrar netleştirdiler. Bu toplantının ana gündemi “Kürt ulusu inşa süreci”ne kararlılıkla devam etmek ve bunun için tabana dayalı, yaygın, güçlü bir örgütlenmeye gitmekti. İddia edilenin ötesinde örgütte bir geri adım, zayıflama, çekilme değil; bir hamle, atılım, ilerleme kararlılığı vardı. Toplantıdan çıkan kararların medya yansımaları incelendiğinde silah bırakmak üzere, barış isteyen bir örgütten çok devlet kurmak için son hazırlıklarını yapan bir örgütlenme görünüyor. Örgütün hem silahlı unsurları hem de siyasi unsurları adeta süreci bozmaya zorlamak ve hükümeti kamuoyu nezdinde sıkıştırmak için üst perdeden ve tehdit edici bir dil kullanıyorlar. PKK'nın yetkililerinden gün aşırı “Öcalan'ın serbest kalmasıyla” ve “bağımsız büyük Kürdistan” hedefiyle ilgili tahrik edici açıklamalar geliyor. Estirilen iyimserliğe rağmen “Bağımsız Kürdistan” kurma beklentisinin yükselmesi; silahlı terör yapısının büyümesi, örgüte katılımların artması, örgütün tekrar şantiye basmalara, adam kaçırmalara başlaması uygulanan Çözüm Süreci boyunca örgütün ciddi bir çıkış yakaladığını, zeminini sağlamlaştırdığını gösteriyor.
KCK Yürütme Konseyi başkanlığına Karayılan yerine Cemil Bayık'ın getirilmesi de aslında gelecekle ilgili bir kısım ipuçları vermektedir. Bu görev değişiminde iki ana nokta öne çıkmaktadır: Cemil Bayık'ın sertlik yanlısı olması ve İran'a yakın olması. Bu değişimle birlikte örgütün silahlı kanadının daha aktif hale geleceğini, alandaki yapılanmalarının güçleneceğini öngörmek kehanet olmayacaktır. Nitekim çözüm sürecinde örgütün eksiklerini tamamladığı ve silah, teçhizat takviyesi yaptığı bilinmektedir. Ancak çözüm sürecinden mutlaka bir keramet çıkarmak isteyenler ve örgüt adına PR görevi üslenmiş olanlar bu gelişmelerin hepsini hayra yormayı başarmaktadırlar. Son zamanlarda PKK ve organları, özellikle silahlı unsurları üzerinde giderek artan bir İran etkisi var. Yaklaşık 2 yıldır İran'la ve Esed rejimiyle PKK arasında stratejik ortaklık ve işbirliği söz konusu. Cemil Bayık'ın KCK Yürütme Konseyi başkanlığına getirilmesi ile birlikte Türkiye'ye karşı İran-PKK işbirliğinin daha ileriye götürüleceği anlaşılmaktadır. Nitekim PKK'nın Suriye uzantısı olan PYD, Esed'in desteğinde Özgür Suriye Ordusu ile savaşarak Türkiye'nin güneyinde Suriye'nin kuzeyinde de-fakto bir durum oluşturmaktadır. PYD ile ilgili son gelişmeler Batı'nın Kürt kartına oynayarak Ortadoğu denklemine yeni bir oyuncu sokma isteği kadar, İran'ın Türkiye'yi kuşatma ve tehdit edebilecek yeni bir problem oluşturma isteğiyle yakından ilgilidir. Çözüm süreci ne kadar işledi, ülkenin güvenliği, huzuru, normalleşmesi adına neler kazanıldı, PKK'nın terör ve şiddet potansiyeli ne kadar geriletilebildi bunlar tartışma konusu. Ancak net olan bir şey var ki son birkaç yıl içine PKK Batı'nın desteğiyle, İran-Suriye ittifakının alan açmasıyla Ortadoğu'da önemli bir güç haline geldi. Özellikle PYD Türkiye açısından sınırları dışında güçlenmiş, kolay müdahale edemeyeceği fiilî bir tehdit ve tahrik aracı haline getirildi. Bazı siyasetçiler Suriye'de meydana gelen bu yapıya bir askerî müdahaleden söz etmekte iseler de, bu durum Türkiye için riskli bir macera olacaktır. Açıktan TSK üzerinden Suriye topraklarına girme ve PYD yapısını bertaraf etmeye çalışma bütün Arap dünyasında Türkiye'yi “Arap topraklarını işgal eden ülke” konumuna sokacak, en azından bazı odaklar Arap kamuoyuna meseleyi böyle takdim edeceklerdir. Düzenli birliklerle Suriye'ye giren Türkiye kendisini Ortadoğu'da mezhepler savaşı içinde bulabilecek, sonu meçhul bir ateşin içine çekilecektir. PYD yapısına TSK ile müdahale iç politikada da önemli sıkıntılara neden olacaktır. Ülkenin her yerinde kaos ve kargaşa çıkarmak, sokaklara inmek için hazırlıklarını tamamlayan PKK/BDP unsurları, askerî operasyonu gerekçe yaparak Türkiye'nin her yerinde büyük gösteriler düzenleyeceklerdir. Bu da birilerinin çok arzu ettiği Türk-Kürt ayrışmasını körükleyecek, provokatif olaylara davetiye çıkaracaktır.
Suriye'deki Kürt aşiretlerin önemli bir kısmı 2 yıl öncesine kadar PKK/PYD ile problemliydi. Ancak 2 yıl içinde PYD cinayetlerle, baskıyla, silahla orada zoraki bir hâkimiyet kurdu. Eğer bu tehdit ve tehlikeye karşı yerel unsurlar örgütlenebilse, Türkiye müttefiki haline getirilebilse idi bu unsurlar PYD yapısını dengeleyebilirlerdi ve Türkiye'nin yabancı bir ülke toprağına müdahalesi gerekmezdi. Ancak bunlar yapılamadığı için Suriye'de gözümüzün önünde silahlı bir PKK devleti fiilen kuruldu. Suriye'deki PKK/PYD yapısı Türkiye için Irak'tan daha sıkıntılı bir terör tehdidi oluşturacaktır. Kontrol edilemeyen Irak'tan sızmalara ilave 900 km'lik uzun Suriye sınırı da terörist grupların saldırıları için ciddi bir zaaf oluşturacaktır. Ayrıca bundan sonra İran ve Batılı güçler bu yapı üzerinden Türkiye'yi siyaseten de zora sokacaklardır.
PKK baştan itibaren Batı'dan bazen açık bazen örtülü destekler almaktaydı. Ancak İran ve Esed'le ittifak kurduktan sonra, onların açtığı alanlarda Ortadoğu'da adeta bölgesel bir güç haline ge(tiri)ldi. KCK, Kongra-Gel, Yürütme Konseyi, HPG gibi organlarını çalıştırabilen, kurumsal yapılarını oluşturmuş, devlet gibi hareket eden bir aktör oldu.
Kronoloji / kayıt
Kayıt
2025-08-15 05:28:36