HAKKINDA YAZILANLAR
Bilimde yöntem meselesi
Mehmed Niyazi
Zaman 10 Şubat 2014
Avrupa insanının gözleri toprağa çakılıdır; geçim sıkıntısı çeken Sokrates, baldıran zehrini içeceği sırada komşusuna bir horoz borcu olduğunu söyler.
Doğu’daki insanın gözleri gökyüzündedir; çünkü yeryüzündeki çölün yeknesaklığından bıktığı için kendi dünyasını orada bulur. Batılının dünyası ile gökyüzünü bir araya getiren Orta Asya’daki düşünürlerdir; Farabi, İbn-i Sina, Birûni, Gazali… Çünkü onlar realite ile vahyi varlık âlemine bina ederler. Aynı zamanda sahip oldukları yöntem İslam bilimcileri tarafından geliştirilmiştir. Tabii iki yüz yıldan beri Batı’da ilimler büyük merhaleler kat etti; nasıl onlar bizden yararlanmışsa, biz de onlardan yararlanacağız.
Bugün bilim insanlarımızın büyük bir kısmı; “Dünyada ne varsa Batı’nın ürünüdür, bizde hiçbir şey yoktur.” demektedirler. Bazıları da; “Biz Allah’ın dinini seçtik, yatıp uyumuşuz.” derler. Batı’daki Rönesans’ın her şeyi hallettiğini, insanlığı bir noktaya taşıdığını söylerler. Mesela sayısız bilim insanımız, hadis kitaplarını okumuş, onlardan istifade etmişlerdir. Ne yazık ki hiçbiri hadis kitaplarını bilimdeki yöntem meselesi yönünden değerlendirmemişlerdir. Halbuki ilim eserinin içeriği kadar, yöntem konusu da o derece önemlidir, bir başka söyleyişle ilmin muhtevası metodunda gizlidir.
Genç öğretim üyelerinden Mustafa Aksoy, ilimde yöntem meselesi hakkında derli toplu bir kitap ortaya koymuş. Onun da belirttiği üzere bugünkü Avrupa’nın ve oradan esinlenmiş sosyal bilimcilerin yöntemleri, hadiste kullanılanların çok gerisinde kalmışlardır. İşte seçim dönemine giriyoruz; araştırma şirketleri insanların kişilik yapılarına, konu hakkında bilgilerine bakmaksızın yorumlar yapmakta, çeşitli sonuçlara ulaşmaktadır. Varılan sonuçların da çoğu birbirini tutmamaktadır. Halbuki hadis derlemesinde izlenen yol, sosyal bilimlerdeki yöntem ve teknikler açısından son derece önemlidir. Ne çare ki bizim hiçbir ilim insanımız, hadis yöntemlerinde izlenen yolu bilim dünyamızın gündemine taşımamıştır.
Mesela büyük hadis alimi Buhari’nin yazdığı esere bakılırsa, derlediği 600 bin hadis arasından sadece 7275’ini kitabına almıştır. Bu bize hadis derlemelerinde son derece titiz davrandığını göstermektedir. Buhari’nin yöntemini anlamak için şu ifadeleri bizlere önemli bilgiler sunar: “Sahabe yahut Tabii’nden bir tek hadis rivayet etsem, çoğunun doğum ve ölüm tarihlerine, yerleştikleri yerlere dair bilgim vardır.” Bilginin kaynağı olan insanların doğumları, ölümleri ile yerleştikleri yerler hakkındaki malumatlara günümüzde sosyal bilimlerce pek dikkat edilmez. Oysa bu malumatlar saha çalışmalarında bilginin derlenmesi ve yorumlanması açısından önemlidir. Bakınız Mustafa Aksoy bu konuda ne diyor: “… Buhari, Sahabe ve Tabii’nden rivayet edilen hadisleri Kur’an-ı Kerim ile Hz. Peygamber’in sünnetiyle mukayese ederek sosyal bilimlerle, günümüzde çok az da olsa kullanılan yorum bilgisi (hermeneutik) ile sosyal bilimlerde karşılaştırmalı anlayışla araştırmaların, yani elde edilen bilginin, diğer bölgelerde elde edilen bilgilerle ya da araştırma sonuçlarıyla mukayese etmenin temellerini atmıştır.
Buhari, 1080 alimden hadis toplamıştır. Bilgisine müracaat ettiği insanların da konusunda ehil olup olmadıklarına ve imanlarına, hatta amellerine dikkat etmek gereğini duymuştur. Oysa günümüzde saha araştırmaları yapılırken, bilgi alınan insanın o konu ile ilgili olup olmadığına genel olarak bakılmaz.
Buhari, ömrünün sonuna kadar birçok alimle karşılaşmıştır. Yazdığına göre doksan binden fazlasını dinlediğini, beş tanesinin de devrinin en büyük hadis alimi olduklarını belirtir. Bunların pek azından hadis kaydetmesi çok önemlidir. Bu durum, Buhari’nin kullandığı bilgi toplama tekniğinin ne kadar sağlıklı olduğunu ortaya koymaktadır. Buhari’ye göre bir hadisin derlenmesi kadar, kimden dinlendiği de çok önemlidir.
Çağımızda bilginin kaynağı konusundaki hassasiyete kimse riayet etmemektedir. Fakat Buhari, sosyal bilimlere, bilgi kaynağı konusunda çok önemli bir bakış açısı getirmiştir. Günümüzde genellikle saha çalışmalarından veya yazılı eserlerden bilgi alınırken, verenin ya da eseri yazanın kişiliğinden, hatta aldığı eğitim ve öğretimden haberdar olmadan, onlardan alınan bilgilerin kaynak gösterildiği ve yorumlar yapıldığı herkesin malumudur. Buhari’ye göre sahih hadis olabilmesi için gereken şartlar şunlardır: Adaletli raviden rivayet edilmesi gerekir, ravilerin Hz. Peygamber’e kadar zincirlerinde kopukluk olmaması, işittiklerini hiçbir değişikliğe uğratmadan, hiçbir ilave yapmadan başkalarına nakleden kişilerden derlenmiş olmalı, gizli bir kusuru bulunmamalıdır.
Değişik kaynaklarda Buhari ile ilgili şöyle bir rivayet vardır: Uzak bir beldede bir kişinin hadis ravisi olduğunu haber alır. O beldeye gidip adamı sorar ve bulunduğu yeri tarif ederler, ona doğru yürürken, adam nehrin öte yanındaki hayvanı kendi tarafına geçirmek için boş yem torbasını hayvana doğru uzatmaktadır. Bu duruma şahit olan Buhari, hiçbir şey sormadan geri döner. Onun oraya gittiğini bilenler, “Ne oldu? O kişiyi buldun mu?” diye sorarlar. O da cevaben, “Evet, buldum. Hayvanı aldatan, insanı da aldatır. Bir şey sormadan geri geldim.” der.
Mustafa Aksoy’un yapmış olduğu araştırma, hem teorik olarak faydalı hem de saha çalışmalarına ışık tutacak nitelikte. Bakış açımızı tarihin derinliklerine doğru kaydırınca, oradan nelerin gün yüzüne çıktığını görüyoruz. Tebrikler Mustafa Aksoy, darısı diğer genç ilim adamlarımızın başına.

Kronoloji / kayıt

Kayıt
2025-08-15 05:38:02