HAKKINDA YAZILANLAR
Doğan Bey’deki değişimi dehşetle izliyorum 
MURAT BARDAKÇI
Hürportreler Hürriyet 2002 İlavesi
Yapmaktan senelerce nefret ettiği gariplikler ediyor, meselá halka iniyor! ‘Avami’ konserlerde çalınanlara tahammül ediyor! Değişime onun kadar hızlı ayak uyduranı görmedim. Önceleri ud çalarmış, sonra klasik müziğe merak salıp seneler boyu Corto'yu, Casals'ı, Schwarzkopf'u dinlemiş, şimdilerde ise poptan rocka, arabeskten heavy metale kadar müziğin her cinsine kulak verdiği görülmekte... Edebiyatta da öyle yapmış: Bir ara bizim geç dönem romantiklerini okumuş, derken 50'li, 60'lı yıllarda moda olan isimlerle epey bir vakit geçirmiş, ileriki senelerde bazı genç yazarların ‘‘yaratılmasını’’ bizzat üstlenmiş ve bugün köşesinde yazdıklarından anladığım kadarıyla, benim okumaya tahammül edemediğim yeni eserlerin sayfalarını çevirmekle meşgul.
Ben, Doğan Hızlan'ı bundan çok zaman önce, 1970'lerin sonlarında, çok başka bir ortamda, rahmetli Baki Hoca (Abdülbaki Gölpınarlı) vasıtasıyla tanıdım. Bir o zamanın, bir de bugünün Doğan Bey'ini düşünüyorum ve rahatça ‘‘Değişime Doğan Hızlan kadar hızlı ayak uyduran bir başkasını pek görmedim’’ diyebiliyorum.
Üstelik, Doğan Hızlan, şimdilerde beni dehşete düşüren ama daha önemlisi, yapmaktan senelerce nefret ettiği başka gariplikler de ediyor, meselá halka iniyor! Vakti zamanında hiç ádeti olmadığı halde ‘‘halkla’’ beraber oluyor, uluslararası kimlik taşımayan festivallere gidiyor, hatta yerel şenlikleri dolaşıyor; bazı ‘‘avami’’ konserlerde çalınanları dinlemeye tahammül ediyor ve en fenası, gittiği bu yerleri oturup yazıyor!
Gazetecilik, yazarlık ve sanatı ne seviyede olursa olsun yaygınlaştırıp sevdirme çabası adına ámenná ama doğduğu andan itibaren bir anne ve teyzeler çemberiyle kuşatılıp nefes alması bile kontrol altında tutulan bir evlád için ne kadar acı bir istikbál! Ayakkabısını kendi başına bağlamasına bile ancak 13 yaşına geldiğinde müsaade edilen, yemesi-içmesi hálá validesinin tarassutunda bulunan bir beyzade açısından ne derece elim bir ákıbet ve ne dekadans!
Doğan Bey ilgi alanlarından üslubuna ve girip çıktığı çevrelere kadar işte böylesine baştan aşağı değişti, daha doğrusu ‘‘güncelleşti’’ ama bazı özelliklerinin, kendisiyle hemhál olmuş taraflarının üzerine her nedense pek değil, hiç gidemedi.
Meselá hálá papyon takıyor, üstelik bazı günler bağlamalı papyonla görünüyor. Hazır gömlekten hálá nefret ediyor, gidip diktiriyor ve göğüs cebine dizdiği sıra sıra kalemleri o gün üzerinde bulunan gömleğin rengine göre seçmekte ısrarla direniyor. Kösteği yerinde duruyor ve gazetedeki bazı arkadaşlara uyup her nasılsa pek sık gitmeye başladığı avam meyhanelerinde garsona mezelik peynirdeki tuzun mineral terkibini sormadan edemiyor. Ve en önemlisi: Masasının üzerinde kendisine en fazla 20 santim mesafede bulunan su bardağını bugün bile uzanıp almıyor, ‘‘Ayseeel!’’ diye sesleniyor ve o bardak en fazla üç saniye sonra elinde olmazsa Aysel'in vay haline!
Doğan Hızlan, 50 küsur seneden beri sanat dünyasının içinde. Son yarım asırda bilmediği, görmediği, tanımadığı şair, yazar, ressam ve müzisyen hemen hemen yok gibi. Onları sadece eserleriyle değil gerçek kimlikleriyle, yani yaratıcılıklarının perde arkasıyla tanıdı. Birçoğunun özel hayatına vakıf oldu ama bugüne kadar zülf-i yáre dokunacak tek bir kelime etmedi, hep sustu ve sanat dünyasında bir ‘‘mediator’’, bir ‘‘ákil adam’’ rolü üstlendi.
Bugün Válá Nureddinler'in, Ahmed Hamdiler'in ve Yaşar Nabiler'in koltuğunda oturan; hem kıdem, hem malumat bakımından sanat yazarlarına duayenlik eden Doğan Bey bence bu suskun üslubunu da hayat tarzı gibi güncelleştirmeli ve ‘‘edebiyat yazarlığı’’ndan ‘‘modern edebiyat tarihçiliği’’ne geçmelidir. Zira Doğan Hızlan'ın asıl önemi bugüne kadar yazdıklarında değil, yazması gerekenlerde, yani bilip de yazmadıklarındadır.

Kronoloji / kayıt

Kayıt
2025-08-15 02:25:40