HAKKINDA YAZILANLAR
Yüreği, Hisleri ve Eseriyle Şerif Aydemir
Mehmet Nuri Yardım
Bir kitap hakkında yazı yazarken, muhtevasına dâir eleştiri veya tanıtım metni kaleme alırken yaşanan bazı merhaleler vardır. En azından benim için bu böyledir. Yazarını veya şairini tanıdığım, dostluk kurduğum bir kişinin kitabından bahsederken bazen kitabın içeriğinden ziyade müellifi gözümün önünde canlanır. Kitap beni yazarına alır götürür, onunla hemhâl eder. Karakteri, ruh yapısı, kültür birikimi ve diğer hususiyetleri bana kendisinden söz ettirir ister istemez. Bu elde olan bir şey değil. Eser ile şahsiyet arasında münasebet vardır şüphesiz. Ve sizin kaleminiz eserin etrafında dolanırken, yazarının hayali de çevrenizde dolaşır durur. Onu bir kenara itemezsiniz, o hayali bir tarafa atamazsınız. Mecbursunuz kitabın yazarından birkaç cümle ile de olsa bahsetmeye.
Elbette dostluklar çeşit çeşittir. Kimi dostlar vardır ki onlarla bayramdan bayrama görüşürsünüz. Bu size yeter. Senede iki defa karşılaşmanız, selâmlaşmanız ve ayaküstü muhabbet etmeniz kâfi gelebilir. Görüştüğünüzde bu tenha mülâkat vesilesiyle yarımağız şikâyet de edebilirsiniz. Ama o sözler orada kalır. Kimi dostluklar vardır iki üç ayda bir tazelenmelidir. Çünkü muhatabınızla aranızda ruh yakınlığı vardır. Mizaç karabeti, gönül akrabalığı bulunmaktadır. İki üç ayda bir görüşemezseniz özlersiniz birbirinizi. Harbiden ararsınız sonra. İştiyakınız artar, hasretiniz çoğalır. Kimi dostlar da vardır ki onlar sizin için ekmek gibidir, su gibidir. Haftada en az bir iki defa görüşmeniz gerekir. Bu lâzım değil elzemdir, yani lüzumludur. Konuşacaklarınız vardır, istişareleriniz gerekmektedir. Paylaşacağınız sadece masadaki çay, sofradaki ekmek çorba değil, zihninizdeki düşüncedir, hayalinizdeki projedir, yüreğinizdeki sevgidir. Ve siz bu dostları göremeyince etrafa bakınırsınız, gözleriniz bir sevgiliyi bekler gibi onu arar durur. İşte has dostlar, can dostlar, tam dostlar bunlardır. Bu dostluklardır hayatı anlamlı kılan, bu dostluklar ile dünya güzelleşir ve bu dostluklar sizi yüceltir, gönendirir, ufkunuzu genişletir, ideallerinizi kutlu hâle getirir, içinize ferahlık doldurur. Bu gücü alınca, bir nefer iken bir akıncı, bir er iken bir alperen olmak istersiniz. Yürümeyi bırakıp koşmaya yeltenirsiniz.
Dost deyince, dostluk deyince aklıma hep merhum Fethi Gemuhluoğlu gelir. Çünkü o her hâliyle bir “dost” imiş. Dünya gözüyle görmek nasip olmadı, ama yakın çevresinde bulunan bir çok kıymetli yazarla, münevverle tanışma, halleşme ve ondan bahseden sohbetleri dinleme fırsatına ve talihine eriştim. Fethi Gemuhluoğlu’nu en çok sevenlerden bir hakiki dost da, hikâyeci, yazar ve gönül adamı Şerif Aydemir’dir. İşte yukarıda bahsettiğim “dost” halkalarının sonuncularından ve sahicilerinden biridir Şerif ağabey. Daralmışsınız, siz ünlemeden imdadınıza yetişir. Bunalmışsınız, bir bakmışsınız ferah yüreğini sunmak üzere yanıbaşınızdadır. Zihniniz de, bedeniniz de, çehreniz de takatten düşmüştür. Hafakanlar geçirirsiniz, telefon çalar, ahizedeki sıcak sesi, “Ağabey veya üstat... diye başlar. Kafanızdaki bütün istifhamlar, yüreğinizdeki bütün daralmalar yok olup gitmiştir. Halbuki yaşça da, başça da, her mânâda sizden büyüktür. Ama o kendisinden çok küçük olana bile “ağabey” diyebilen bir mânâ adamıdır, bir nezaket timsâlidir. An olur takatinizin üstünde yükler bindirilmiştir üstünüze. Bir hız sembolü, bir heyecan unsuru, bir şevk âbidesi olarak gözünüzün önünde dikelir, gönlünüze taze bir şelâle gibi akıverir. Önce ruhu, sonra kendisi gelir, imdadınıza yetişiverir.
Şimdi kitabından bahsedeceğim bir yazar hakkında böyle konuştuktan sonra objektif bir değerlendirme yapabileceğimi mi sanıyorsunuz. Öyle bir şey düşünüyorsanız tahmininiz hata, zannınız yanlıştır. Ben de buna inanmam zaten. Ben sevdiklerime muhabbetimi söylerim umumiyetle, hoşlanmadığım kişilere ise duygularımı açmam, o hissi kendime saklarım. Onun için ey okuyucu! Sakın ola ki bu yazıda, objektif kriterler aramaya kalkışma, bulamazsın. İnanıyorum ki siz de Şerif ağabeyi tanısaydınız böyle bir yazıyı yazarken eliniz ayağınız titrer, heyecandan kaleminiz tutulur, kekeme olurdu. Amma neylersiniz ki, bu bir görevdir yapılması gereken, bir vecibedir hakkı verilmesi icap eden. Ben de böyle bir mesuliyet hissi içinde bu satırları karalıyorum. Cümle güzellikler yazarımızın ve eserinin, bütün hatalar ise bendenizindir. Bunu böyle bilesiniz.
Efendim Şerif Aydemir zor yazar, az yazar, hatta naz makamında yazar, ama yazdıkları kolay okunur, rahat okunur ve zevkle okunur. Daha önce hikâyelerini okumuştum. Çok sevmiştim onları. Sonra bu hikâyeler Ruhuma Saplanan Şehir adıyla basılacağı sırada bendenizden bir takdim yazısı istedi. Bir iki sayfa yazıverdim, yazarı ve eserini anlatabildim mi o yazıda, ne gezer? Ama yazmam gerekiyordu ve yazdım. O sönük satırlar, talihli eserin şanslı sayfaları arasına giriverdiler. 
Şimdi de Yazık Olmuş Yârsız Ömrü Geçene bir bayram müjdesi gibi çıkageldi. Kapağında bir köy evi, önünde bir ana… Aslında bir ozanımızın şiirinden alınmış bir mısradır bu başlık. Ama eserin hem içini hem de özünü yansıtıyor. Evet “ömrü yârsız geçenler” elbette bu isimden de, bu resimden de, bu eserden de bir şey anlayabilemez. Kitap bir deneme mi, hayır! Bir hikâyeler demeti mi, değil. Peki hâtıralardan mı meydana geliyor, denilemez. Peki mektuplardan mı müteşekkil? O da değil. Şimdiki zamane edebî türlerden ‘anlatı’ mı? Hiç bile. Roman, günlük, seyahat... Hayır, hayır, hayır hiçbiri değil, ama bir yandan da hepsi. Peki hangi türde bu kitap diye sorarsanız şunu derim ki: Yazık Olmuş Yârsız Ömrü Geçene, belki de Şerif Aydemir’e has, örneği nadir bir türün, misali ender bir tarzın, az bulunan bir tavrın, eşi menendi olmayan bir şeklin biricik örneğidir. 
Kitabı okurken bazen bir çığlık atılır sayfalar arasında. Yüreği kanamıştır yazarımızın, acısını sizinle paylaşır. Bazen bir nida sesi duyarsınız, bir çağlayan karşısında coşmuştur, huzurunu sizinle bölüşür. Bazen ‘ah’ edercesine ünler, bir Anadolu manzarası kalbini parçalamıştır. Akan gözyaşlarını silmeye koşarsınız. Yanına geldiğinizde mahzun yüzü mütebessim olur, çünkü hüznünü içine akıtmıştır, gözyaşlarını salıvermemiştir ve dostlarına gülen yüzüyle görünmek istemiştir.
236 sayfalık kitapta neler mi var? Baştan sona bizim dinmeyen iç ağrımız, iflah olmayan yürek sızımız vardır. Bazen şairlerle kolkola girer, Anadolu’nun berrak ırmaklarının kenarında dolanırsınız. Zaman olur, düşünce adamlarının peşine düşer, Munzur dağlarını tefekküre dalarsınız. Bir kolunuzla Şehriyar’la Heyder Baba’dasınız, bir elinizle Necip Fazıl’la Sakarya’dasınız. Gelinlerimizle yasta, analarımızla niyazdasınız. Yeryüzünü aklı, kalbi ve şuuru sağlam bir mihmandarla dolaşır durursunuz. Bu duraklar arasında Üsküp de var, Eğin de. Bu şehirler arasında Bağdat da bulunur, Bursa da... Kulağınıza aynı dünyanın farklı taddaki sesleri çalınır. Hoyratlarla dolar, türkülerle coşarsınız. Ninnilerle uyur, şarkılarla ağlarsınız. Ama dolaşıp durduğunuz bütün yerler, gezindiğiniz bütün yollar sizi bizim kâinatımıza çıkarır. Bütün yollar muhabbet dergâhında buluşur. Bütün gözyaşları hikmet denizinde birleşir.
Hani her derde deva ilâçlar vardır ya... Bu kitabı da öyle bir sihirli merhem kabul edin. Hüzün mü dolmuş içinize okuduğunuz ağıttır. Bir neşe mi kaplamış bütün benliğinizi, dinlediğiniz güzellemedir. Kahramanlık hisleri mi depreşmiştir sizde, coştuğunuz mehter marşları ve serhat türküleridir. Velhâsıl-ı kelâm her ne niyetle okumak isterseniz, kitap o derdinize uygun devâ, o acınıza lâyık hikmetli şifâlar sunuyor.
Kitabı bir tiyatro eserine benzetirseniz belki de dünyanın en kalabalık oyuncu kadrosu doldurmuştur sahneyi. Batılı filozoflardan şark bilgelerine, yabancı şairlerden halk ozanlarına, ecnebi düşünürlerden İslâm âleminin âlimlerine bütün bir insanlığın birikimi önünüze gelir, elinize ve gönlünüze dolar. Kana kana bu feyizli çeşmeden içer, durursunuz. Bir türlü kanamazsınız, bir türlü doyamazsınız. Çünkü öz güzel olunca, söz güzel olunca ve temelde iç güzel olunca kelâm da kalem de bir kenarda durur, siz artık akl-ı selim sahibi bir münadinin sedalarına kulak vermeye başlarsınız. İşte bu kitabı okurken benim hissettiğim budur. Nurettin Topçu fikirleriyle aydınlatır bizi, Cemil Meriç sözleriyle hayatı renklendirir. Sezai Karakoç bir diriliş muştusu verir. Niyazi Yıldırım bir destan güzelliği katar sayfalara. Yavuz Bülent Bâkiler bir Anadolu sıcaklığı yayar dört bir yana. Zarifoğlu bir başka anlamı yüklenip gelir önünüze, Erdem Bayazıt bir farklı şerbet sunar. Rasim Özdenören ölümün ölümsüzlüğünü size gösterir, Ziya Osman tevekkülün mükemmeliyetini yakınlaştırır. Böylece kitap boyunca geniş bir zihnî yolculuğu tamamlıyorsunuz. Bu seyahatte sadece bütün güzelliğiyle Anadolu arz-ı endam etmiyor, bir tefekkür ummanına dalıyorsunuz.
Hâlbuki bu kitap için ne kadar da çok notlar almıştım, oysa ne kadar çok satırın ve şiirin altını çizmiştim. Gel gör ki, bütün o karalamalar, o derkenarlar, o haşiyeler ve o bitmek tükenmek bilmeyen notlar kitabın içinde kalıverdi. İyi de öyle oldu. Yoksa onlardan yola çıkarak bir yazı yazmaya kalkışsaydım aziz okuyucu, mübalağa etmiyorum en az kitap kadar bir risale çıkardı önünüze. Ve şu haklı sitemi de duyardım: “Yahu bir kitap tanıtım yazısı yazmışsın, ama bu yazının hacmi neredeyse kitabınkine yaklaşmış, el insan!” Doğrudur, bu yüzdendir kitaba bağlı olmadan bu yazıyı yazışım. Bu ilhamla bu müşevveş satırlar önünüze çıkıyor. 
Ağın merkezli ama dünya yörüngeli bir kitapla karşı karşıya kaldım dostlar. Bir ayağı Ağın’da, Eğin’de, Arapkir’de, Harput’ta dikilmiş, öbür ayağıyla önce Türkiye’yi, ardından Türk ve İslâm dünyasını hemen peşinden dünyayı, bütün yeryüzünü dolaşan bir bilge yazıcı ile sarmaş dolaş olursanız yazacağınız yazı da böyle ölçülerden âzâde, kayıtlardan uzak ve oldukça serâzât olur. Bir nefeste okunası bir eserdir Yazık Olmuş Yârsız Ömrü Geçene. Hadi yumuşatarak söyleyeyim, bu sözün ilhamına ve ışığına sığınarak şu benzer sözü edeyim: “Talih Konmuş Şerif Aydemir Dostlarının Başına” veya “Bahtları Açılmış Bu Kitabın Okuyucuları!”
Kitap bir iyilikler buketi, bir sevda demeti... Hoşça kalın aziz okuyucular, sağlıcakla kalın. Ama ille de kitaplı kalın, kitapta kalın!
(Ağın Haber Yayınları, Litros Yolu 1. Matbaacılar Sitesi No: 19 Topkapı / İstanbul 0 212 4933500)

Kronoloji / kayıt

Kayıt
2025-08-15 06:00:58