HAKKINDA YAZILANLAR 
Bursa'da münzevi bir âlim: Mertol Tulum 
Beşir Ayvazoğlu
10 Mayıs 2012
A. Mertol Tulum adına ilk defa 1971 yılında Sivas'ta, Milli Eğitim Bakanlığı Yayınevi'nden elli liraya kıyıp satın aldığım Tazarruname'de rastlamıştım.
Nasıl bir çetin ceviz olduğu daha "Hamd-i nâ-ma'dûd ve senâ-yı nâ-mahdûd ol hazrete sezâ-vârdur ki, her zerre-i mevcûd ve her dâhil-i dâyire-i vücûd ol hazretün vücûb-ı vücûdına delîl-i katı'dur" şeklindeki ilk cümlesinden anlaşılan, uzun süre pek de anlamadan sırf musikisi için okuduğum Tazarruname, Fatih devrinin büyük ilim, edebiyat ve devlet adamlarından Sinan Paşa'nın imzasını taşıyordu. O zaman eserin ne kadarını okudum, hatırlamıyorum; ama yedi yıl sonra Orhan Şaik Gökyay'ın Milli Kültür dergisinin ikinci sayısında çıkan "Sevinç" başlıklı yazısından İ.Ü. Edebiyat Fakültesi'nde doçent olarak görev yaptığını öğrendiğim Mertol Bey'in Tazarruname neşriyle önemli bir iş yaptığını anlamıştım. Bu yazısını Destursuz Bağa Girenler (1982) adlı eleştiri kitabına da alan Orhan Şaik Hoca, sadece Mertol Bey'e "bağda elini kolunu sallayarak dolaşma yetkisi" tanımıştı. Açıkçası, Mertol Bey, bu haşin münekkide göre, o günlerde eski metinleri en az hatayla okuyup yeni harflere aktarabilecek birkaç isimden biriydi. 
Mertol Bey'in, doktora tezi olarak hazırladığı Tazarruname'nin hemen başında Sinan Paşa'nın hayatı, sanatı ve eserleri hakkında yazdığı kapsamlı bir araştırma da yer almaktadır. İstanbul'un ilk kadısı Hızır Bey'in (Kadıköyü'nün ismi ondan gelir) oğlu olan ve Nasreddin Hoca'nın soyundan geldiği rivayet edilen Sinan Paşa, Mertol Bey'in anlattığına göre, çok genç yaşta Fatih tarafından "Hâce-i Sultanî" unvanı verilerek Saray'a alınır ve halk arasında Hoca Paşa diye tanınır. Gedik Ahmet Paşa'nın azlinden sonra da sadrazam yapılmış, fakat çok geçmeden bazı konularda kendisinden farklı düşünenlerin tezviratıyla gözden düşerek hapsedilmiştir. Bunun üzerine devrin âlimleri toplanarak Sinan Paşa'nın hemen serbest bırakılmaması halinde o güne kadar yazdıkları bütün eserleri yakıp ülkeyi terk edeceklerini bildirerek Fatih'e adeta ültimatom verirler. Tehdide ister istemez boyun eğen Fatih, Sinan Paşa'yı serbest bırakarak Sivrihisar kadılığı ve müderrisliği göreviyle İstanbul'dan uzaklaştırır, fakat kararından pişmanlık duymuş olmalı ki, arkasından "mecânîne münasib tedbirat" alması, yani deliler için uygulanan usulü uygulaması için bir hekim gönderir. İznik'te Paşa'ya yetişen hekim, onu yeniden hapse attırarak günde elli değnek vurdurmaya başlar. Molla Hüsameddin'in Fatih'e bir mektup göndererek bu tarzda tedaviden (!) vazgeçilmesi ricası üzerine bırakılan Sinan Paşa, Sivrihisar'a yerleşerek padişahın ölümüne kadar orada yaşayacaktır. 
Sinan Paşa'nın hangi meseleden dolayı şikâyet edildiği ve ne ile suçlandığı ne yazık ki bilinmiyor. Fatih, öyle anlaşılıyor ki ulema tarafından tehdit edilmiş olmak gururunu incittiği için, öfkesini buna sebep olan Sinan Paşa'dan çıkarmıştır. Paşa, Mertol Tulum'un doçentlik tezi olarak hazırladığı Maarifname adlı eserinde padişaha çok acı sitemlerde bulunur. 
Sinan Paşa'nın Tazarruname'si, akademik hayatı boyunca çok önemli çalışmalar yapan ve bu çalışmalarına hâlen emekli olarak yaşadığı Bursa'da aynı heyecanla devam eden Mertol Bey'in ilk göz ağrısıdır ve elini üzerinden hiç çekmemiştir. Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları arasında çıkan Yakarışlar Kitabı, bu eserin günümüz Türkçesiyle yeniden söylenişidir. Eski metinlerle haşir neşir olanlar bilirler ki, eski metinleri bugünkü dile çevirmek imkânsız denecek kadar zordur. 
Bu zor işin üstesinden maharetle gelen Mertol Bey'in son çalışmalarından biri de Seyyid Vehbi'nin Surname'sidir. Bilindiği gibi, bu eserde III. Ahmed'in şehzadeleri için yaptırdığı muhteşem sünnet düğünü ayrıntılı bir şekilde anlatılır. Padişah için hazırlanan minyatürlü nüshayı esas alan Mertol Bey'in hem orijinal metnin çeviriyazısını, hem de bugünkü Türkçeye çevirisini ihtiva eden bu titiz çalışması da kültür tarihimize ciddi bir katkı niteliği taşımaktadır (Kabalcı Yayınevi). Her iki eseri daha anlaşılır kılmak için düştüğü notların önemine ayrıca dikkatinizi çekmek isterim. 
Şu sıralarda bir lügat üzerinde çalışan Mertol Bey'e uzun ve verimli bir ömür diliyor, herkesin altından kalkamayacağı nice çetin ceviz metnin himmetini beklediğini kendisine hatırlatarak bu yazıyı Tazarruname'den İslâm sanatlarının estetik arka planı hakkında ipuçları da taşıyan kısa bir bölümün çevirisiyle noktalıyorum: 
"Tanrım! Dünyanın bütün nakkaşları ve insanoğlunun tüm ressamları bir nakış çizmek ve bir biçim yapmak isteseler, bir geniş ve açık yerde, bir hareketsiz nesnenin üstünde yaparlar; sen o ezel musavvirisin ki bir katre hareketli su üzerinde, dar ve karanlık bir kanalda öyle bir insan sureti meydana getirdin ki götürü Çin nakkaşları ve yeryüzü heykeltıraşları -ki portre çizici kalemleri ve ibret verici resimleri Âzer'in canını kıskançlığa sevk eder ve renk karıştırıcı akılları ve suret düzücü yaradılışları Mâni'nin usunu şaşırtır- hiç o suretin tasviri niteliğinde biçim düşünemediler ve bulamadılar; o çizim ve resmin güzelliği karşısında hayranlık duyup bakakaldılar, dünyanın bütün niteleme ustaları ile yeryüzünün tüm benzetme üstatları onu övmekte ve kutsamakta çaresizliğe düşüp şaşakaldılar." 

Kronoloji / kayıt

Kayıt
2025-08-15 06:13:53