'Milletin Fedakârları’ndan Avnullah Bey
Bir pranga mahkumu
ALPAY KABACALI
Popüler TARİH / Kasım 2002 /
Abdulhamid döneminde Sinop Kalesi'nde prangaya vurulan Avnullah Kazımi'nin çilesi, Meşrutiyet'le de bitmez. İttihat ve Terakki de, bu Osmanlı aydınına 'soğuk' bakar ve kurduğu 'Fedakâran-ı Millet Cemiyeti'ne saldırır.
Esseyd Mehmed Avnullah el-Kâzı¬mi
II.Abdülhamid'e karşı düzenlenen bir ayaklanma girişimiyle ilişkisi bulunduğu gerekçesiyle mahkum edilmişti. Ama İkinci Meşrutiyet’in ilanının (23 Temmuz 1908) ardından, bütün siyasi mahkum ve sürgünlerle birlikte serbest bırakıldı. Bu mahkum ve sürgünler, 'Abdülhamid istibdadı'ndan yurtdışına kaçan Jön Türkler gibi, İstanbul'a döner dönmez, dönemin siyasal çalkantıları içerisinde yer aldılar.
'Fedakâran-ı Millet Cemiyeti' neden kuruldu?
İttihat ve Terakki, İkinci Meşrutiyet öncesindeki gizli örgütlenme döneminde, üyesi olmamış kimselere 'soğuk' bakıyordu. Bunlardan bir kesimini oluşturan Abdülhamid dönemi 'siyasi mağdurları', Avnullah Kâzımi'nin kurup başkanlığını üstlendiği, yarı siyasi bir dernek denilebilecek 'Fedakâran-ı Miller Cemiyeti'nde örgütlendiler.
Tek parti yönetiminin sakıncalarına dikkat çeken Fedakâran-ı Millet, İttihatçıları sert bir dille eleştirmeye girişti. Sonradan, iktidarı tam olarak ele geçirecekleri Babıali Baskını'nda (23 Ocak 1913) ve başka alanlarda yasa dışı yollara, kaba kuvvete başvuracak olan İttihatçılar, ilk 'baskın'ı, Fedakâran-ı Millet Cemiyeti merkezine düzenlediler.
İttihatçılarla sokak kavgası
Merkez taşa tutuldu; 'Fedakâran' buna karşılık verdi ve büyük bir sokak kavgası çıktı! Ardından, silah dağıtma, fedai atama, şantaj, elçiliklerden para koparmaya çalışma gibi eylemlerle suçlanan cemiyetin merkezi, 6 Ocak 1909'da güvenlik güçlerince basıldı. Kırk kadar yönetici ve üye tutuklandı, ağır ceza mahkemesinde yargılandı. Mahkeme, bir buçuk ay sonra aklama kararı verdi...
Cemiyetin yayın organı 'Hukuk-ı Umumiye' gazetesinin önemli bir tirajı vardı
Cemiyetin yayın organı, ilk sayısı 16 Eylül 1908'de çıkan 'Hukuk-ı Umumiye' gaze¬tesiydi. Gazetenin başlıca yazarları Mevlanzade Rifat, İbnü'1-Mahmud Asım, Şirvanizade Mehmed Tahir ve Hasan Fehmi beylerdi. Giderek -15 bini İstanbul satışı olmak üzere- 30 bin tiraja ulaşan (o döneme göre önemli bir rakam) Hukuk-ı Umumiye, başlıca üç kesimi hedef almıştı: Abdülhamid ve çevresindekilerden hala iş başında bulunanlar; İttihafçılar; henüz iktidarı tam olarak ele geçirmemiş olan İttihat ve Terakki'nin hükümet işlerine karışması yüzünden yönetimde baş gösteren yolsuzluklar.
Hasan Fehmi: İlk basın şehidi… Faili meçhul bir cinayet…
Hukuk-ı Umumiye yazarlarından Hasan Fehmi Bey, 12 Kasım 1908'de çıkan 'Serbesti' gazetesinin başyazarlığını da üstlenecekti. Ve 6 Nisan 1909 akşamı Galata Köprüsü üzerinde faili meçhul bir cinayete kurban gidecek, 'İlk Basın Şehidi' olarak anıla gelecekti. Elde kesin kanıt bulunmamakla birlikte, cinayeti İttihatçıların işlettiği yargısına varılacaktı.
'Hukuk-ı Umumiye', dört ay bile yaşayamadı. 6 Ocak'taki baskının ardından, üç ay daha varlık gösterebilen cemiyet de, 31 Mart Olayı'ndan (13 Nisan 1909) sonra siyasal yaşamdan silindi.
Avnullah el-Kâzımi'nin ilginç kişiliği
Şimdi de sizlere, Avnullah el-Kâzımi'nin ilginç kişiliğini, kızının anlatımlarıyla aktaralım. Avnullah beyin kızı, yazar ve eğitimci İsmet Kür, babasını bir yaşındayken yitirdiğinden, annesinden ve ailesinden işittiklerini anlatıyor bize (Yarısı Roman, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 1995):
"Babam çok genç bir adamken, 'Abdülhamit Han Hazretlerinin' hışmına uğramış 'hürriyetperver bir genç' olarak... Ağır bir cezaya çarptırılacağı anlaşılınca, arkadaşları tarafından yurtdışına kaçırılmış. Bir süre Paris'te kaldıktan sonra, Halep'e, sürgün babasının yanına gelmiş. Ve bir yaşında ölmüş olan kardeşi Avnullah'ın nüfus kağıdıyla yaşamaya başlamış. Asıl adı Mehmet Selim imiş."
Babasının ve annesinin ölümlerinden sonra Avnullah Bey, genç eşiyle birlikte İstanbul'a döner. İstanbul'da, Avnullah el-Kâzımi Bey, gene fena halde içindedir politikanın... Yaptığı açık eleştirilerin dışında, hürriyet için çalışan gizli bir kuruluşun da en faal üyesidir. Bu arada Halide Nusret doğar (1901). Mutluluk katmerlenir... Sadece bir yıl; belki daha az... Çünkü yine 1901'de, Müşir Fuad Paşa olayında Avnullah Kâzımi de yakalanır, cemiyetin öbür üyeleri de... Avnullah Bey, 101 yıla hüküm giyer. Önce Sivas'a gönderilir.
Fuad Paşa olayı
Nedir bu 'Müşir Fuad Pa¬şa olayı'; onu da aktaralım: II.Abdülhamid'in yönetimini ve çevresindekileri açıkça eleştirmesinden dolayı 'Deli' diye anılan Fuad Paşa'nın adı, Abdülhamid döneminin ünlü hafiyesi Fehim Paşa tarafından, padişah aleyhindeki bir örgütlenme iddiasına karıştırılır: Damat Mahmud Celaleddin Paşa'nın Avrupa'ya kaçmasından dolayı hafiye Fehim Paşa, padişah aleyhinde bir örgütlenmeye girişildiğini ve Fuad Paşa'nın da bu örgüt içerisinde yer aldığını öne sürer. Fuad Paşa'nın evi hafiyeler tarafından gözetlenmeye alınır. Bu hafiyelerle Fuad Paşa'nın adamları arasında çatışma çıkar; birkaç kişi vurulur. Bu olaydan sonra Fuad Paşa, devlet memurlarına karşı koyduğu gerekçesiyle Divanı Harp'te yargılanıp idama mahkum edilir; Abdülhamid, 'cezasını hafifleterek' onu Şam'a sürdürür. İşte bu olay sırasında, Avnullah Kâzımi'nin de aralarında bulunduğu bazı kişiler sürgünlere gönderilir.
Şimdi yine İsmet Kür'ün kitabından izleyelim Avnullah Bey'i:
"Vali yardımcısı gizli gizli ziyaretine gelip kaçma planları düşünülmeye başlayınca, vali yardımcısını ne yaparlar bilmem ama, babam Sinop'a (kalebent) gider. Boynuna, el ve ayaklarına zincirler takılır."
Ve yedi yıl sonra İkinci Meşrutiyet ilan edilir; Avnullah Bey de Sinop zindanından kurtulur.
Fuad Paşa, Kurtuluş Savaşı'nda
Müşir Hasan Paşa'nın oğlu Fuad Paşa'ya (1835-1931), katıldığı savaşlarda ve kimi ayaklanmaların bastırılmasında yararlıklar gösterdiği için, 1878'de müşir rütbesi ve 'umum kumandanlık vekaleti' görevi verilmişti. Daha sonra Abdülhamid'in yaverliğine (yaver-i ekrem) getirildi ve ‘fevkalade elçi' sıfatıyla Avusturya ve Rusya'ya gönderildi. II. Abdülhamid'in yönetimini eleştirmesinden dolayı 'Deli' diye anılan ve halk arasında da sevilen Paşa, kuruntulu padişah Abdülhamid'in çekindiği bir kişiydi. İkinci Meşrutiyet'ten sonra, altı yıl gözetim altında sürgün yaşadığı Şam'dan İstanbul'a dönen Fuad Paşa, Ayan Meclisi üyeliğinde bulundu. Balkan Savaşı sırasında, 77 yaşında olmasına karşın, Sazlıdere'de savunma hattı kurdu. 1915'te özel yetkilerle donatılmış bir kurula başkanlık ederek Berlin ve Viyana'ya gönderildi. Üç oğlunu Balkan ve Çanakkale savaşlarında yitirdi. Kurtuluş Savaşı sırasında da, oldukça ilerlemiş yaşına karşın, üzerine düşen görevleri yerine getirdi. Bu arada Fuad Paşa'nın, Sivas Kongresi'nin ardından kendisine verilen görev uyarınca, Saray'ı baskı altına alarak Sadrazam Damat Ferit Kabinesi'nin istifasında rolü oldu.
Kronoloji / kayıt
Kayıt
2025-08-15 06:30:06