Ulusal Sinema Kavgacısı: Halit Refiğ
Mahmut Çetin
info@biyografi.net
Halit Refiğ’in fikir ekseni
Türkiye’de edebi akımlar gibi, sinema akımları da, yapay ayrımların eseridir. Tarihi birer zaruret olması gereken bu akımlar, yapay olarak şekillenmiştir. Ancak bu durum bile kültürel hayata canlılık getirmesi hasebiyle, faydalı sayılabilir.
Türk Sineması’nda tiyatro etkisinde sinema (Muhsin Ertuğrul dönemi) ve Yeşilçam Sineması (1950’den 1970’lere) dönemlerinden sonra,bazı akımların doğduğu görülmüştür. Ulusal Sinema, Milli Sinema ve Devrimci Sinema akımları gibi.
Ulusal Sinema Akımı’nın fikri zemini, Kemal Tahir’in eserleridir. Akımın öncü yönetmenleri Halit Refiğ ve Metin Erksan’dır. Halit Refiğ, Ulusal Sinema Akımı tartışmaları çerçevesinde ele aldığı görüşlerini, ‘Ulusal Sinema Kavgası’ adıyla kitaplaştırmıştır.(1) Eserlerin işlediği konular, Halit Refiğ sinemasının eksenini oluşturur. Buna göre konular şöyle sıralanabilir:
1)Doğu İslam ve Batı hıristiyan toplumlarının farklı değişme çizgilerinin mukayesesi.
2)Medeniyetlere göre estetik tezahür ve doğu-batı sanatlarındaki şekillenme.
3)Aydın yabancılaşması ve batılılaşmanın seyri.
4)Türk Sineması bir çeşit halk sanatıdır.
Ulusal Sinema Kavgası’nın ele aldığı konulardan birincisi, Doğu İslam ve Batı hıristiyan toplumlarının farklı değişme çizgilerinin mukayesesidir. Batının sanat eserleri ve estetik felsefesi batı toplumlarının ekonomik yapısı ve kendine özgü üretim ilişkilerinin bir sonucu olarak düşünülmelidir. Köleliğe dayanan Antik Yunan ve Roma toplumlarından, toprak köleliğine dayanan feodal Batı Avrupa toplumlarına geçen, toprakta özel mülkiyetten sonra, sanayi ve ticarette belli bir sınıfın egemenliğine dayanan batılı toplumların sanatları ve estetik anlayışlarıyla; tarihin hiç bir devrinde genel olarak kölelik, özel olarak toprak köleliği bulunmayan, toprakta devlet mülkiyetine dayanan, son ikiyüz yıl gösterilen bütün çabalara rağmen daha halen egemen bir sanayi sınıfı yetiştirememiş olan Türk toplumunun sanatları ve estetik anlayışı arasında bir fark bulunmalıdır herhalde.
Eserin ikinci önemli problematiği, medeniyetlere göre estetik tezahür ve doğu-batı sanatlarındaki, şekillenme olarak ifade edilebilir. “Batı sanatlarını Türk sanatlarından topyekun ayıran en önemli temel mesele,ferdiyet meselesidir. Batı sanatları toplumsal bir konu anlatsa bile,bireyin dramı üzerine kurulmuştur. Geleneksel ve klasik Türk sanatlarında (yani ister halk ister saray sanatı olsun) fert önemli rol oynamaz. Önemli olan toplumun içinden temsilci tiplerin tasviri ve kamusal bilinçtir.”
Ulusal Sinema Kavgası üçüncü ana mesele olarak, aydın yabancılaşması ve batılılaşmayı tartışır. Batıcılığı geri kalmış toplumların aydınlarının, kendi toplumlarının kalkınamaması karşısında, gelişmiş toplumlara aşağılık kompleksiyle özenmesi şeklinde bakar. Ve kendi yerini izah eder: “Bunlara karşılık ağır hücumlara hedef tutulan biz Türk sinemacıları ikinci görüşü benimsemiş durumdayız. ‘Sanat evrenseldir’ diye memleketimize sızdırılan kültür emperyalizminin yayılmasına set çekmeğe, önce düşüncede bağımsızlığımızı kaybetmekle başlayan bu akımın, daha sonra ekonomik bağımsızlığın ve neticede siyasal egemenliğin kaybına giden bir yol olduğunu anlatmaya çalışıyoruz.”
Refiğ’in en önemli tespitlerinden biri Türk Sinemasının bir halk sanatı olduğudur. Refiğ’e göre,Türk toplumu kendi gelişme çizgisinde, ilerleyememiştir. Aydın yabancılaşması, devlet organlarının yanlış hedeflere yönlendirilmesine, lüzumsuz savaşlara girilmesine ve tepeden inmeci tavırlara sebep olmuştur. Bu çarpık değişim sırasında Doğu İslam sanatlarının seyri de değişikliklere uğramıştır. Edebiyatta nesir geleneğimizden hareketle kurgulu tahkiye eserlere yönelmemiz gerekirken, Fransız romanı esas alınarak birtakım yapay eserler üretilmiştir. Karagöz, kukla ve orta oyunundan hareketle, bu tarz geliştirilerek modern seyirlik sanatlara ulaşmamız gerekirken, kaynağı eski Yunan’ın dini törenlerinden alan batı tiyatrosu esas alınmıştır. Teknik bir sanat dalı olan yedinci sanat sinema ise, yine bu batıcı zihniyet elinde geri kalmıştır. Çünkü Tek Parti döneminin tek sinemacısı Muhsin Ertuğrul elinde sinema, çarpık ve halkına yabancı bir tiyatro oluşumunun, beyazperdeye taşınmasından başka bir şey değildir.
1950 sonrasında gelişen “..Yeşilçam sineması, aynı yıllarda tıpkı siyasetin halka açılışı gibi,sinemanın halka açılışı ve ulusal özellikler taşımaya başlaması bakımından sinema tarihimizde ileri ve olumlu bir adımdır.”
Halit Refiğ, Türk Sinemasını bir halk sanatı olarak ele alır. “Türk sineması doğrudan doğruya Türk halkının film seyretme ihtiyacından doğan ve sermayeye değil emeğe dayanan bir sinema olduğu için, halk sinemasıdır. Bugün Türk Sinemasında bir filmin yapımına yetecek kadar sermayesi olan prodüktörler bile filmlerinde çalıştıracağı kimseleri isimleriyle işletmelerden, filmin tamamlanmasında kendi kendisinin ödeyeceği uzun vadeli bonolar alarak iş yapmakta, yani halkın açık kredisine, emekçilerin kanaat ve sabrına dayanmaktadırlar...” 1970’lere kadar böyle bir yapıda seyreden sinemamız, Türk Sinemasına ayrılan kontenjanın kaldırılmasıyla, Batı emperyalizminin ülkemizdeki bütün sinema salonlarına örtülü olarak el koyması ile yokluğa mahkum edilmiştir. Her yıl üretilen sınırlı sayıdaki Türk filmi de istisnaları olmakla birlikte, halkına yabancılaşan temaları ele almaktadır. Sinemamız halkımıza yabancılaştığı ölçüde, onun desteğinden mahrum kalmaktadır.(2)
KAYNAKLAR
(1)Ulusal Sinema Kavgası Halit Refiğ Hareket Y. İstanbul 1971
(2)İslam Sanatının Yeniden Teşekkülü Mahmut Çetin Adım Y. İstanbul 1991 sf.122-125
Kronoloji / kayıt
Kayıt
2025-08-15 02:24:00