HAKKINDA YAZILANLAR
Hikmet Tanyu (9 Ocak 1918 - 11 Şubat 1992)
Atsız - Sabahattin Ali dâvası vesile yapılarak Türk milliyetçiliği aleyhinde girişilen Haçlı seferi esnasında, Hikmet Tanyu, 29 Haziran 1944’te tutuklandı. İstanbul’a sevkedilen Tanyu, Emniyet Müdürlüğü Birinci Şubesinin nezarethanesindeki 14 numaralı hücreye kapatıldı. Hikmet Tanyu, bu hücrede altı ay kadar kaldı, daha doğrusu çile doldurdu.
3 Temmuz günü, o zamanlar Emniyet Umum Müdür Muavini bulunan Kâmuran Çuhruh’un huzuruna çıkarıldı. Milliyetçi karşı çok zalim davranan Çuhruh, Ankara’daki gösteriler sırasında başvekile sövmüş olduğu tarzında bir takım hayâl mahsulü suçlamalarla Hikmet Tanyu’ya hücumlarda bulundu. Tanyu’nun bunları reddetmesi üzerine ise, yanında bulunan polis Muzaffer’e:
– Bunu at mutena hücreye de anlasın... emrini verdi. Mutena hücre, tabutluk denilen işkence odasının birinci şubedeki özel ismiydi. Ve Tanyu, bu emir üzerine 19 numaralı tabutluğa sokuldu. 
Ayağa kaldırılmış birer tabuttan farkı olmayan bu işkence odaları, içleri madenî bir madde ile kaplı ve tavanları büyük ampullerle süslü (mutena hücre) lerdi. Tavanlarındaki 1500 mumluk ampuller, içine tıkılanın beynini pişirmek ve bu suretle suçunu (!) itirafa mecbur bırakmak vazifesini görürlerdi. Birinin numarası 19, diğerinin 20 idi. Hikmet Tanyu 19 numaralısına sokuldu ve o sıcak Temmuz ayının iki gününü, 3 ve 4 Temmuz gün ve gecesini, bu mutena hücrede geçirdi.
Tabutluğa 3 Temmuz sabahı koyulan Tanyu, ertesi gün akşam vaktine kadar orada -yemek yemesine de izin verilmeden- işkenceye maruz bırakıldı. Nöbetçi polislerin, çömelerek beklemesini tavsiye etmelerine karşı, o büyük bir kinle saatleri ayakta, hem de dim dik ayakta geçirmeyi tercih etti. Polisleri şaşırtan bu hareket, Hikmet Tanyu’nun Türklük, hak ve hürriyet için ölünceye kadar mücadele azmini kuvvetlendirmeye yaradı. 
Hikmet Tanyu‘nun ifadesinin alındığı günlerde, Kâmuran Çuhruh da tahkikat odasında bulunmuş ve diğerlerinde yaptığı gibi sık sık söze karışmıştı. Hikmet Tanyu’nun haklı müdafaaları karşısında, yapmacık hareketlerle kızıp köpürüyor, bağırıyor, ağzına geleni söylüyordu. Tanyu’nun Atsız ile olan münasebetlerinden bahsettiği esnada da:
– Ulan, bu herif kim oluyor, diye gürlemişti, Kadastro’da Atsız’a yardım da ne demek? Aptal, hadi bakalım, şimdi o size yardım etsin sizleri buradan kurtarsın...
Tanyu’nun celâdetli sözleri karşısında bir aralık çok kızan Çuhruh:
– Ulan köpekler... Sizin sekizinizi de temizlerim!.. diye bağırmış ve tabancasını eline alarak bu tehdidi yapabilecek durumda bulunduğunu göstermek istemişti.
Tanyu, bu ifade odasında, ifade vermek değil, tehditlere göğüs germekle vazifeli imiş gibi bir vaziyetle karşılaşmış ve:
– Senin, burada sağlam dişin söküldüğünden haberin var mı? 
– Seni aşağıda öldürtürsem ve doktor raporu ile de kalpten öldüğünü tevsik ettirirsem kim ne der?Bunu yapamaz mıyız?Seni kim arar sorar? gibi birbiri ardına yapılan hücumlara, tehditlere büyük bir sabır ve metanetle direnmişti.
Hikmet Tanyu, diğer Türkçülerle birlikte beraat kararı aldıktan sonra, yıllar süren bir uğraşma sonunda bu işkenceci şefler aleyhine dâva açmış ve onları sanık sandalyasına oturtmayı başarmıştır. 1944-1945 yıllarının o zilletli günlerinde, vatanlarını ve milletlerini sevmekten başka bir düşünceleri olmayan vatanseverlere kan kusturan, işkence yapan o insanlar, adaletin karşısında günahlarının hesabını verirken 1950 seçimlerinden sonra çıkarılan Af Kanunu imdatlarına yetişmiş ve Yargıtay aşamasındaki dâva durdurulmuştu. Ancak Hikmet Tanyu‘nun Türkçülük Dâvası ve Türkiye’deki İşkenceler adlı eseri, kanunun bağışladığı günahı vicdan mahkemelerinin huzuruna çıkarmak vazifesini görmüştür.

Kronoloji / kayıt

Kayıt
2025-08-15 06:35:42