Aralık ayının ortasındayız ve Ağrı’da hava, kış mevsimini unutmuş gibi. Pencerelerden süzülen güneş ışığı, zemheriyi değil de, sanki ilkbaharın müjdesini taşıyor. Ne kar var, ne de o meşhur dondurucu ayaz. Bu yıl oldu, kar yok. Eski zamanlarda bu vakitler, termometrelerin $−20$, hatta $−30$ dereceleri gösterdiği, insanın nefesinin havada buz tuttuğu o meşhur zemheri soğukları hüküm sürerdi. Şimdi ise insanlar ceketle, hatta öğlen güneşi altında ceketini çıkaranlarla dolaşıyor.Bu iklime ne oldu? Mevsimler mi değişti, yoksa bizim kadim Ağrı’mız mı?Mevsimlerin bu radikal dönüşümüyle birlikte, fark ettim ki insanlarımız da değişmiş. O eski, kalın paltolu insanlar sessiz sedasız gitmiş. Soğuğa meydan okuyan, kaşkolü burnuna kadar çeken, çarşıda az da olsa rastladığımız o papağlı (kalın giysili) insanları görmek artık neredeyse imkânsız. Onların yerine, incecik montlarla, kışa meydan okurcasına hafif kıyafetlerle dolaşan yeni bir gençlik gelmiş. Sanki sadece iklim değil, coğrafyanın ruhu da hafiflemiş.Ama değişim sadece giyimde değil, hayatın en kılcal damarı olan ticarette ve insan ilişkilerinde de kendini gösteriyor.Eskiden bir esnafa gittiğinizde, tanıdık olsun ya da olmasın, bir güven vardı. Bakkal amcanın çekmecesinde duran o vefa kokulu defterler vardı. "Filancanın oğluyum," dediğinizde, isim ve cisim kimlikten önce güven olurdu. Söz senetti, mertlik para birimiydi.Şimdi ise kapıya asılan kredi kartı logoları, o eski mertliği adeta bozdu. Tanıdık bile olsanız, alışveriş yapmanız veya borç almanız için kartınızı uzatmanız gerekiyor. "Kartını getir, ürünü götür." Ne kadar tanıdık, ne kadar hemşeri olduğunuzun bir hükmü kalmadı. Çünkü artık defterin yerini bankanın pos makinesi, güvenin yerini ise makine garantisi aldı.Bugün Ağrı’nın kalbi olan Cumhuriyet Caddesi’nde dolaştığınızda ne o eski esnafı görüyorsunuz, ne de eski caddeyi hissediyorsunuz. Tabelalar bile değişmiş; sanki bir Avrupa şehrinin caddesi gibi, Türkçe yazan bir tabela bulmakta zorlanıyorsunuz. Her yer, küreselleşmenin getirdiği standartlaşmış, ruhsuz bir ticari görüntüye bürünmüş.Hep birlikte bu modernizmin ve teknolojinin esiri olduk. Bize ne oldu da, o sağlam insan ilişkilerinden bu kadar koptuk? Hani derler ya, paranın fendi mertliği yendi. Evet, paranın ve onun uzantısı olan kartlı sistemlerin fendi, eski Ağrı insanının vefa ve güvene dayalı o sağlam mertliğini yendi.Mevsimler değişti, insanlar değişti, esnaflık değişti. Bizi bir arada tutan o kalın kışlık palto, o sıcak soba dumanı ve o güven defteri şimdi nerede? Ağrı’nın kışı bir gün geri gelir, belki de birkaç hafta sonra aniden bastırır. Ama asıl soru şu: O eski, dondurucu kışlar geri döndüğünde, biz o kışlara dayanıklı, o kalın paltolu, o kadim ruhlu insanlar olabilecek miyiz? Yoksa bu kuraklık, sadece toprağı değil, ruhumuzu da mı kuruttu?
💬 Yorumlar (0)
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!