
Ercan Demir
Ajans04 Köşe YazarıOnların Karpuzu Varsa Bizim de Kavunumuz Var: Mirenga Kavunu Tescillensin
Ağrı denildiğinde hâlâ birçok insanın zihninde aynı ezber var: “Burada tarım sınırlıdır, birkaç ürün dışında fazla bir şey yetişmez.”
Ağrı denildiğinde hâlâ birçok insanın zihninde aynı ezber var: “Burada tarım sınırlıdır, birkaç ürün dışında fazla bir şey yetişmez.”
Oysa her geçen yıl bu ezberi bozan yeni örneklerle karşılaşıyoruz. Çilek yetişiyor, domates yetişiyor, farklı meyve türleri deneniyor, aromatik bitkiler üretime giriyor. Şimdi de Ağrı’nın verimli tarlalarında kavun ve karpuz hasadı başladı.
Bu yıl kent genelinde yaklaşık 2 bin dekar alanda kavun ve karpuz üretimi yapılıyor. Dekar başına ortalama 2 tonluk verim beklentisi var. Ağrı merkez Yurtpınar köyünde çiftçi Doğan Kaya ise 40 dönümlük arazisinden 100-120 ton civarında ürün bekliyor.
Bu rakamlar küçümsenecek rakamlar değil.
Ama benim dikkatimi asıl çeken başka bir şey var:
Biz bugün Ağrı’da kavun üretimini yeni keşfetmiyoruz.
Ağrı’nın, özellikle bazı köylerinin yıllardır bilinen bir kavun kültürü var.
Ve bunun en güzel örneklerinden biri de Mirenga Kavunu.
DİYARBAKIR KARPUZUYLA ANILIYORSA AĞRI NEDEN KAVUNUYLA ANILMASIN?
Türkiye’de bazı ürünler yetiştikleri şehirle bütünleşmiştir.
Diyarbakır denildiğinde karpuz gelir akla.
Malatya denildiğinde kayısı…
Aydın denildiğinde incir…
Giresun denildiğinde fındık…
Antep denildiğinde fıstık…
Peki Ağrı neden kendi ürünlerinden birini böyle bir şehir markasına dönüştürmesin?
Ağrı’da özellikle Yurtpınar ve çevresindeki üretim kültürüne bakıldığında kavunun sıradan bir tarla ürünü olmadığını görüyoruz.
Burada kavunun daha olgunlaşmamış hâlinin bile ayrı bir adı var:
Kırre.
Olgunlaşmış kavunun tadı, kokusu ve bölgedeki bilinirliği ise yıllardır insanların hafızasında.
Mirenga Kavunu denildiğinde yöre insanının bildiği bir tat, bir koku, bir üretim geleneği var.
Bence tam olarak üzerinde durmamız gereken konu da bu.
Bir ürünün marka olabilmesi için illa milyonlarca ton üretilmesi gerekmiyor.
Önce onu diğerlerinden ayıran özelliği ortaya koymak gerekir.
Tadı farklı mı?
Kokusu farklı mı?
Tohum geçmişi var mı?
Bölgenin iklimi ürüne kendine özgü bir özellik kazandırıyor mu?
Üretim biçimi kuşaktan kuşağa aktarılıyor mu?
Bunların tamamı araştırılmalı.
SAİM ALPASLAN’A BURADA ÖNEMLİ BİR GÖREV DÜŞÜYOR
Yurtpınar aynı zamanda Ağrı Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Saim Alpaslan’ın da köyü.
Bu nedenle konu yalnızca bir tarım meselesi olarak görülmemeli.
Ticaret Odası’nın görevlerinden biri de şehrin ekonomik değerlerini görünür hale getirmek, markalaştırmak ve pazara taşımaktır.
Başkan Saim Alpaslan’ın öncülüğünde neden Mirenga Kavunu için bir çalışma başlatılmasın?
Öncelikle ürünün geçmişi araştırılabilir.
Üreticilerle görüşülebilir.
Eski tohumlar bulunabilir.
Ürünün fiziksel ve kimyasal özellikleri bilimsel olarak ortaya konulabilir.
Üniversite ve Tarım Müdürlüğü işin içine dahil edilebilir.
Sonra coğrafi işaret veya uygun başka bir tescil yöntemi için süreç başlatılabilir.
Çünkü bugün 40 dönümde üretim yapan çiftçinin yarın 100 dönüm ekebilmesi için yalnızca iyi ürün yetiştirmesi yetmiyor.
Ürünün adının olması gerekiyor.
“Ağrı kavunu” demek başka şeydir.
“Mirenga Kavunu” demek başka.
İsim varsa hikâye vardır.
Hikâye varsa marka vardır.
Marka varsa katma değer vardır.
KAVUNU SATMAK BAŞKA, MARKALI KAVUN SATMAK BAŞKA
Bugün çiftçi tarlasından kavunu çıkarır, pazara götürür ve kilosunu piyasanın belirlediği fiyattan satar.
Ama aynı ürün tescillenmiş, ambalajlanmış ve hikâyesi anlatılmış bir ürün haline gelirse ekonomik karşılığı değişir.
Kutunun üzerinde:
“Mirenga Kavunu – Ağrı”
yazdığını düşünün.
Ürünün yetiştiği rakım anlatılsın.
Ağrı’nın gece-gündüz sıcaklık farkının ürüne etkisi anlatılsın.
Üretim geleneği anlatılsın.
Kırre kültürü anlatılsın.
Yurtpınar anlatılsın.
Üretici anlatılsın.
İşte o zaman sattığınız yalnızca kavun değildir.
Ağrı’nın hikâyesini de satarsınız.
Tarımda katma değer dediğimiz şey biraz da budur.
BU ÜRÜNÜN ARKASINDA CİDDİ BİR EMEK VAR
Kavun ve karpuz üretimine dışarıdan bakıldığında insanlar yalnızca hasat gününü görüyor.
Oysa o ürün tarlaya gelene kadar aylarca emek veriliyor.
Toprak hazırlanıyor.
Tohum ekiliyor.
Sulama yapılıyor.
Çapalama yapılıyor.
Soğukla, sıcakla, hastalıkla mücadele ediliyor.
Çiftçi aylar boyunca ürünün başında bekliyor.
Yurtpınar’da 40 dönümden 100-120 ton ürün bekleyen Doğan Kaya’nın söylediği rakamın arkasında büyük bir emek var.
Ağrı’da tarımı konuşurken biraz da bu emeğin değerini artırmayı konuşmamız gerekiyor.
Çiftçinin daha fazla üretmesini istiyorsak ona yalnızca “ek” demek yetmez.
“Ürettiğini daha değerli nasıl satarsın?” sorusuna cevap vermeliyiz.
MİRENGA KAVUNU AĞRI’NIN YENİ TARIM MARKASI OLABİLİR
Bence bugün elimizde güzel bir fırsat var.
Ağrı’da yaklaşık 2 bin dekar kavun ve karpuz üretimi yapılıyorsa artık bu ürünü yalnızca bir sezonluk tarım haberi olarak görmemeliyiz.
Tarım Müdürlüğü üretimi büyütmeli.
Üniversite ürünün özelliklerini araştırmalı.
Ticaret ve Sanayi Odası markalaşma ve tescil ayağını üstlenmeli.
Üreticiler örgütlenmeli.
Yerel yönetimler tanıtım desteği vermeli.
Hatta birkaç yıl içerisinde neden bir Mirenga Kavunu Festivali düzenlenmesin?
Hasat döneminde üreticiler bir araya gelsin.
En iyi kavun seçilsin.
Yerel ürünler sergilensin.
Ağrı dışından insanlar davet edilsin.
Bazen şehir markası oluşturmak için milyarlarca liralık yatırıma gerek yoktur.
Bazen yıllardır tarlanızda yetişen bir ürüne dönüp yeniden bakmanız yeterlidir.
Diyarbakır karpuzunu sahiplenmiş.
Malatya kayısısını sahiplenmiş.
Biz de kendi ürünümüze sahip çıkalım.
Onların karpuzu varsa bizim de Mirenga Kavunumuz neden olmasın?
Şimdi yapılması gereken, yıllardır Ağrı toprağında yetişen bu ürünü yalnızca tarladan pazara taşımak değil;
tarladan markaya taşımaktır.




Gönderilen yorumlar uygun görüldüğünde yayımlanır; onaylanmayanlar sitede görünmez.
İlk yorumu siz yapın!