Kurumlar Arası Futbol Ligi yaklaşık yirmi gündür Ağrı’nın gündemini meşgul etti. Bir futbol turnuvasının bu kadar uzun süre konuşulması bile onun sıradan bir spor organizasyonu olmadığını göstermeye yeter.

Demek ki bu turnuva şehir için önemli.

Demek ki kurumları, bürokrasiyi, sivil toplumu, iş dünyasını ve basını ilgilendiren güçlü bir karşılığı var.

O hâlde en başta şu soruyu sormamız gerekiyor:

Madem bu turnuva bu kadar önemliydi, neden şehir olarak topyekûn sahip çıkmadık?

Final gecesinde vali yoktu. Vali yardımcısı yoktu. Gençlik ve Spor İl Müdürü yoktu. Bürokrasiden ağırlıklı olarak yalnızca finale kalan takımların temsilcileri yer aldı. Yıllarca valilerin, vali yardımcılarının, kurum müdürlerinin, hâkimlerin, savcıların ve iş dünyası temsilcilerinin ilgi gösterdiği bir organizasyon, bu yıl neden birkaç kurumun ve birkaç gönüllünün omuzlarında bırakıldı?

Bu sorunun cevabını yalnızca ASKF’den beklemek haksızlık olur. Çünkü organizasyonun adı Kurumlar Arası Futbol Ligi’dir. Dolayısıyla turnuvanın sorumluluğu da yalnızca ASKF’ye değil, Ağrı’daki bütün kurumlara aittir.


2011’DEN BUGÜNE UZANAN BİR ŞEHİR HAFIZASI

Bu turnuvanın nasıl başladığını hatırlamak gerekir.

İlk organizasyon 2011 yılında yapıldı. Dönemin Ağrı Valisi Mehmet Çetin sürecin içindeydi. Bugün Görme Engelliler Spor Federasyonu Başkanlığı görevini yürüten Ayhan Yıldırım ise o dönemde Gençlik ve Spor İl Müdürüydü.

İlk turnuva Vali Lütfi Yiğenoğlu Stadyumu’nda oynandı. Final gecesinde stadyumun ışıkları açılmış, tribünleri üç-dört bin kişi doldurmuştu. Sağlık Müdürlüğü şampiyon olmuştu.

O finali hâlâ dün gibi hatırlıyorum.

Sağlık Müdürlüğü forması giyen Fuat Gökçe, ortaya koyduğu futbolla gecenin yıldızı olmuştu. Dönemin Valisi Mehmet Çetin, maç sırasında bana dönüp, “Kim bu arkadaş?” diye sormuştu.

Bir kurumlar arası turnuvanın finalinde binlerce kişi vardı. Şehrin valisi tribündeydi. Kurum müdürleri sahadaydı. İnsanlar aileleriyle birlikte maça gelmişti.

Biz bu hikâyeye böyle başladık.

2012 yılında yine Vali Lütfi Yiğenoğlu Stadyumu’nda oynanan turnuvada Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi şampiyon oldu.

2013’te Ağrı Amatör Spor Kulüpleri Federasyonu kupaya uzandı.

2014’te Eğitimciler Derneği şampiyon oldu.

2015 yılında Ağrı Barosu kupayı kazandı. Hâkimler, savcılar, başsavcılar ve adliye çalışanları turnuvanın içindeydi. Ağrı Barosu’nun kupasını dönemin Ağrı Valisi Musa Işın verdi.

2016’da Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü şampiyonluğa ulaştı.

2017’de Ağrı Valiliği adına mücadele eden takım kupayı kazandı.

2018’de Sanayi Spor, 2019’da yeniden Ağrı Barosu, 2020’de Esnaf ve Sanatkârlar Odası şampiyon oldu.

2021 yılında Covid-19 salgını nedeniyle organizasyon yapılamadı.

2022’de Ağrı Eğitim ve Araştırma Hastanesi, 2023’te Ağrı Emniyet Müdürlüğü, 2024’te Bulut İnşaat, 2025’te yeniden Ağrı Eğitim ve Araştırma Hastanesi şampiyonluğa ulaştı.

2026 yılında ise turnuva 15’inci kez düzenlendi.

Yıllar boyunca Nike Koşuyolu Mağazaları, Bulut İnşaat, Ağrı Valiliği, Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü ve son olarak AKSA Doğalgaz organizasyona destek verdi.

Kupaları valiler verdi.

Vali yardımcıları verdi.

Gençlik ve Spor il müdürleri verdi.

Belediye başkanları, başsavcılar, emniyet müdürleri, kurum müdürleri ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri final gecelerinde yer aldı.

Bazen Ağrı bürokrasisinin yüzde 60-70’i aynı finalde buluştu.

Valiler sahaya çıktı.

Vali yardımcıları oynadı.

Hâkimler, savcılar, doktorlar, öğretmenler, polisler, esnaflar ve işçiler aynı organizasyonda mücadele etti.

İnsanlar birbirini tanıdı. Kurumlar arasındaki mesafeler azaldı. Dostluklar kuruldu.

Turnuvanın önemini anlamak için bugünkü tartışmalara değil, bu 15 yıllık geçmişe bakmak yeterlidir.

Fakat böyle güçlü bir geçmişe sahip olan organizasyonun yalnızca final günü hatırlanması da turnuvanın geleceği açısından ciddi bir eksikliktir.


GÖRÜNMEYEN EMEK VE TARTIŞMANIN ASIL KAYNAĞI

Peki tartışmaların başlangıcı neydi bu sezon? Turnuva başlamadan önce takımlardan katılım bedeli alınıyor. Bu bedel, bazı çevrelerin göstermeye çalıştığı gibi bir kazanç kapısı değil, organizasyon giderlerini karşılamak için kullanılıyor.

Hakem, saha, aydınlatma, personel, kup, madalya, plaket, ödül töreni, web sitesi, futbol topu ücretleri var. Gecenin geç saatlerine kadar sahada bekleyen, müsabakaları takip eden, sorunları çözmeye çalışan, itirazları dinleyen ve organizasyonu ayakta tutan bir yönetim var.

Bu turnuvayı yıllarca düzenlemiş biri olarak rahatlıkla söyleyebilirim: Amatör ligde sezon boyunca 65-70 maç varken turnuvada 150 maç oynandı. Dışarıdan birkaç maçtan ibaret görünen organizasyonun arkasında ciddi bir emek, zaman ve maliyet bulunuyor. Sponsor desteği olmadığında alınan katılım bedelinin giderleri karşılaması bile güçleşiyor.

Turnuva öncesinde bir statü hazırlanıyor. Takımlar kayıt işlemini tamamlarken bu statüyü okuduklarını ve kabul ettiklerini beyan ediyor. Kimlerin oynayabileceği, kimlerin oynayamayacağı, itirazların nasıl yapılacağı ve olası ihlallerde hangi yaptırımların uygulanacağı açıkça belirtiliyor. Ardından katılımcı takımların temsilcilerinden oluşan yedi kişilik bir tertip komitesi seçiliyor. Komitede avukat, doktor, polis, mühendis ve esnaf gibi farklı mesleklerden insanlar yer alıyor. İtirazları değerlendiren ve karar veren yapı federasyon yönetimi değil, bu komitedir.

Turnuva sırasında bazı itirazlar yapıldı. Komite dosyaları inceledi ve kurallara aykırı oyuncu oynattığı belirlenen bazı takımların ilgili müsabakalarda 3-0 hükmen mağlup sayılmasına karar verdi. Bütün tartışma da büyük ölçüde bu kararlardan doğdu.

Oysa bir takım önceden kabul ettiği kurala uymamışsa ve rakibi statüye dayanarak itiraz etmişse tertip komitesi bunu değerlendirmek zorundadır. Verilen karar beğenilmeyebilir. Eleştirilebilir. Gerekçesi tartışılabilir. Fakat kuralları baştan kabul edip karar aleyhe çıktığında bütün organizasyonu suçlamak adil değildir.

Tam da bu noktada şahsımla ilgili kullanılan “yetkisiz müdahale” ifadelerine de değinmek gerekiyor. Yetkisiz denilen kişi, bu organizasyonun 14 sezonunda görev almış, ASKF’ye 18 yıl emek vermiş ve genel kurul tarafından onursal başkanlıkla onurlandırılmış bir spor insanıdır. Amcım bilgi paylaşmak müdahale değildir. Organizasyona destek vermektir. Turnuvanın hafızasını taşıyan bir insanın tecrübesine başvurulmasını “yetkisiz müdahale” olarak sunmak, geçmişte verilen emeği yok saymaktır.

Bir başka eleştiri de “Bu organizasyonu Valilik yapsın” şeklinde ortaya atıldı. Valilik her işi yapacaksa sivil toplum kuruluşları neden var? Valilik Ticaret ve Sanayi Odasının işini mi yapsın? Ziraat Odasının faaliyetlerini mi yönetsin? Sivil toplumun görevi kendi alanında sorumluluk almak, üretmek ve şehir hayatına katkı sunmaktır. ASKF de bunu yapıyor.

Elbette eksikleri vardır.

Eleştirilmelidir.

Denetlenmelidir.

Önerilerle daha güçlü hâle getirilmelidir.

Asıl yapılması gereken, Valiliğin koordinasyon gücüyle ASKF’nin tecrübesini bir araya getirmektir.


KRİZDEN DERS ÇIKARIP 16. SEZONU BİRLİKTE KURMAK

Gelelim final gecesine. Herkesin protesto hakkı vardır. Bir kurum müdürü rahatsız olduğu bir durum karşısında alandan ayrılmayı tercih edebilir. Bu onun kişisel tasarrufudur.

Ancak olayın ardından yapılan haberler ve paylaşımlar meseleyi gereğinden fazla büyütmektir.

MHP İl Başkanı Selahattin Aktaş’ın ismi dahi ASKF’ye karşı kullanılan söylemlerin içine bilinçli olarak çekilmiştir. Kendisini severim ve sayarım. Ancak bir gazetecinin ASKF yöneticilerinden birinin kurum müdürüne yaptığı sıradan ve nezaket amaçlı ziyareti farklı bir başlıkla sunarak olayı tırmandırmaya çalışmasını toplum olarak izledik. Oysa ki bu arkadaş eline bez alıp ASKF’nin organizasyonlarında trübün koltuklarını temizlemiyormuydu? Nedir bu haberlerin sebebi sormak lazım…

İşin özü bu mevzudaki asıl sorun, protesto hakkını kullanan kişinin tavrından çok, yaşananları sürekli büyütüp yeni cepheler oluşturmaya çalışan anlayış oldu.

Peki sonra ne oldu?

Üç günün sonunda insanlar bir araya geldi.

Ömer Yıldız’ın kararlı duruşu, Salih Aydın’ın aklı, Saim Alpaslan’ın yapıcı yaklaşımı, Önder Doğan’ın sükûneti, Kürşat Erdoğan’ın iyi niyeti ve Hayati Bekis’in arabuluculuğu devreye girdi. HÜDA PAR temsilcilerinin de ortama uyum sağlayan yaklaşımıyla mesele tatlıya bağlandı. Sürekli olayı kaşımak isteyen arkadaş doğal olarak açıkta kaldı.

Basın ve sosyal medya üzerinden gerilen ortam, Ağrı’nın sağduyulu insanlarının gayretiyle yeniden normalleşti.

Bu sürece katkı sağlayan herkesi gönülden kutluyorum.

Yazmak kolaydır.

Bir başlık atar, tarafları karşı karşıya getirir ve tartışmayı günlerce büyütebilirsiniz. Fakat şehirde kırılan ilişkileri onarmak çok daha zordur.

Ağrı’nın ihtiyacı gerilimden beslenenlere değil, insanları aynı masada buluşturanlara vardır.

ASKF Başkanını istifaya çağıran sendika başkanına da bu çerçevede birkaç söz söylemek gerekir.

Zülküf Aslan’ı tanırım. Sağlık-Sen adayı olmuş kazanamamıştı. Bir çok şey yazıp çizebilirim bu köşeden. Sevgili Zülküf, birinci ASKF’den seni sordum. Takımın hiçbir yerinde yok, ne kaptan nede temsilci. Sadece final maçını izlemeye gelen bir taraftar. Takımın adında Genç Sağlık F.K. yazıyor. Yani takım sendika kelimesini bile taşımak istememiş. ASKF cevap versin istedim, muhattabımız değil cevabını aldığım için rahatlıkla yazmak istedim. ASKF Başkanına “istifa et” deme yetkisi sana ait değildir. Bunu en iyi sen bilirsin. Yarında bir ASKF yöneticisi sana sendikadan istifa et derse ne olur? Rolünü karıştırma. Bir sendika başkanının görevine devam edip etmeyeceğine kendi üyeleri karar verir. ASKF Başkanının görevine devam edip etmeyeceğine de ASKF’nin genel kurul üyeleri karar verir. Herkes başka kurumun demokratik işleyişine saygı göstermelidir.

Spora tek kurul katkı sunmadan turnuva üzerinden görünürlük ve reklam alanı oluşturmak kolaydır. Esas olan, şehrin sporuna kalıcı bir katkı sunmaktır.

Eleştirinin değeri, çözüm önerisi taşıdığı ölçüde önemlidir.

Bu nedenle artık geçmişte kimin ne söylediğini tekrar etmek yerine, 16. sezon için nasıl daha güçlü bir yapı kurulacağı konuşulmalıdır.

Madem ki Valilik ismi geçmişti, o halde Kurumlar Arası Futbol Ligi, ASKF ile Ağrı Valiliğinin iş birliğinde, daha geniş katılımlı bir komisyon tarafından düzenlensin. Komisyonun başkanlığını bir vali yardımcısı üstlenebilir. ASKF organizasyonun sportif ve teknik tarafını yürütebilir. Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü tesis ve teknik destek sağlayabilir.Katılımcı kurumların temsilcileri tertip ve disiplin süreçlerinde sorumluluk alabilir. Al sana tamda bütünleşik devlet yaklaşımı.

Ağrı Valiliği geçmişte ASKF ile çok güzel organizasyonlar yaptı. Gelecekte de yapabilir.

Burada Valiliğin ASKF’nin yerine geçmesinden değil, Valiliğin koordinasyon gücü ile ASKF’nin 15 yıllık tecrübesinin birlikte kullanılmasından söz ediyorum.

Çünkü bu turnuvaya katılanların önemli bölümü kamu kurumlarıdır.

Adı üzerinde bu organizasyon Kurumlar Arası Futbol Ligi’dir.

O hâlde kurumlar da sorumluluğu paylaşmalıdır.

Final günü tribünde görünmek kadar hazırlık sürecinde sorumluluk almak da önemlidir. Şehir olarak bu organizasyona sahip çıkacaksak yalnızca kriz çıktığında değil, ilk toplantıdan final gecesine kadar yanında olmalıyız.

Medya olarak yazacaksak, ilk günden son güne kadar yazalım ki, insanlar sizi art niyetli değerlendirmesin.

Bu turnuva 15 yılda kolay kurulmadı.

Valiler geldi, valiler gitti.

İl müdürleri, başhekimler, başsavcılar ve kurum yöneticileri değişti.

Ama turnuva devam etti.

Bu bile organizasyonun kişilerden büyük olduğunu göstermeye yeter.

Yanlışlar düzeltilebilir.

Eksikler giderilebilir.

Kırılan gönüller onarılabilir.

Yeter ki niyetimiz gerçekten turnuvayı daha iyi bir noktaya taşımak olsun.

Şehrin önünde iki yol var.

Ya her tartışmada bu organizasyonu yıpratacağız niyeti ile kinimizi nefretimizi kusacağız ya da yaşananlardan ders çıkararak 16. sezonu gerçek bir spor şölenine dönüştüreceğiz.