Aynı masadayız ama birbirimizden uzağız.

Teknoloji hayatımızı kolaylaştırdı. Dünyanın öbür ucundaki insanla saniyeler içinde konuşabiliyoruz. Haberleri anında öğreniyor, istediğimiz bilgiye birkaç saniyede ulaşabiliyoruz.

Fakat garip olan şu:

İnsanlarla iletişim kurmayı kolaylaştıran teknoloji, bazen en yakınımızdaki insanla iletişimimizi zorlaştırıyor.

Yanımızda oturan insanın yüzüne bakmak yerine telefon ekranına bakıyoruz.

Bir arkadaşımız derdini anlatırken kulağımız onda değil, gelen bildirimde oluyor.

Çocuğumuz bizimle konuşmak isterken “Bir dakika” diyoruz.

Ama o bir dakika bazen saatlere dönüşüyor.

Sonra çocuk büyüyor.

Ve biz “Neden bizimle konuşmuyor?” diye şaşırıyoruz.

Belki de cevap çok basit:

Çünkü biz onu dinlemeyi çoktan bıraktık.

Sosyal medya bize binlerce insan gösteriyor.

Ama bazen kendi evimizdeki insanı göremiyoruz.

Yüzlerce arkadaşımız, binlerce takipçimiz, onlarca mesajımız var.

Ama gerçekten arayıp “Nasılsın?” diyebildiğimiz kaç kişi kaldı?

Daha da acısı…

Bir insanın doğum gününü sosyal medyadan kutluyoruz ama yanımızdaki insanın mutsuz olduğunu fark etmiyoruz.

Bir paylaşımın altına kalp bırakıyoruz.

Ama sevdiğimiz insanın gözlerinin içine bakıp “Seni seviyorum” demeyi unutuyoruz.

Belki de artık telefonlarımızın şarjını değil, ilişkilerimizi şarj etmenin zamanı geldi.

Çünkü telefonun şarjı bittiğinde priz arıyoruz.

Ama bir insanın sevgisi, sabrı ve ilgisi tükendiğinde çoğu zaman bunun farkına bile varmıyoruz.

Bugün birçok insan kalabalıklar içinde yalnız.

Yanında onlarca insan olmasına rağmen kendisini anlatabileceği birini bulamıyor.

Çünkü iletişim kuruyoruz ama birbirimizi dinlemiyoruz.

Konuşuyoruz ama anlamıyoruz.

Gülüyoruz ama gerçekten mutlu muyuz, onu bile bilmiyoruz.

Belki de bu yüzden zaman zaman telefonu bir kenara bırakmak gerekiyor.

Ailece aynı masaya oturup gerçekten konuşmak…

Arkadaşımızın gözlerinin içine bakmak…

Çocuğumuza telefonumuzu değil, zamanımızı vermek…

Anne babamızı arayıp sadece bir dakika bile olsa seslerini duymak…

Çünkü hayatın en değerli anları bildirim ekranında değil.

Yanımızdaki insanların yüzünde.

Yıllar sonra kimsenin “Keşke daha fazla telefona baksaydım” diyeceğini sanmıyorum.

Ama birçok insanın şunu söyleyeceğine eminim:

“Keşke sevdiklerime daha fazla zaman ayırsaydım.”

O halde bugün küçük bir şey yapalım.

Telefonu masanın üzerine bırakalım.

Ekranı kapatalım.

Ve karşımızdaki insana gerçekten bakalım.

Çünkü bazen bir insanın ihtiyacı olan şey uzun bir konuşma değildir.

Sadece “Buradayım, seni dinliyorum” diyen bir bakıştır.

Unutmayalım:

Telefonlarımız bizi dünyaya bağlayabilir.

Ama bizi hayata bağlayan şey hâlâ insanlardır.

Ve belki de en büyük kaybımız;

aynı evde yaşayıp birbirimizin hayatından habersiz kalmaktır.