Geçtiğimiz günlerde göz hastalıkları alanında önemli çalışmalar yapan Ağrılı hemşehrimiz Prof. Dr. Yavuz Oruç’un profesörlük unvanı almasını haber sitemizden duyurduk ve kendisini tebrik ettik.

Aradan çok geçmeden bir başka güzel haber daha geldi.

Bu kez Prof. Dr. Suat Polat hocamızın genç yaşında profesörlük unvanı aldığını öğrendik.

Doğrusu böyle haberler insanı gururlandırıyor.

Çünkü Ağrı’dan çıkan, yıllarca emek veren, okuyan, araştıran, bilim üreten insanların profesörlük kürsülerine kadar yükselmeleri yalnızca şahsi başarıları değildir.

Bir bakıma doğdukları, büyüdükleri, köklerinin bulunduğu şehrin de başarısıdır.

Ve insan ister istemez düşünüyor:

Ağrı’nın bu kadar güçlü bir akademik insan kaynağı varken biz bu insanlardan ne kadar yararlanıyoruz?


AĞRI’NIN GÖRÜNMEYEN SERMAYESİ: İNSAN

Geçmişte Ağrılı akademisyenlere ilişkin yapılan çalışmalarda sayının 200’e yaklaştığı ifade edilmişti.

Aradan geçen yıllar içerisinde yeni doktoralar tamamlandı, yeni doçentler ve profesörler yetişti. Bugün bu rakamın 250’ye yaklaşmış olması hiç de şaşırtıcı değil.

Bunların kimisini şahsen tanıyorum.

Kimisinden ders aldım ve akademik birikiminden istifade ettim.

Kimisiyle zaman zaman görüşüyorum.

Kimisinin çalışmalarını ilgiyle takip ediyorum.

Kimisini ise yalnızca ismen biliyorum.

Ama hepsinin ortak bir özelliği var:

Ağrı’nın yetiştirdiği kıymetli insan kaynakları olmaları.

İsimleri sıralamaya başladığımızda bile ne kadar büyük bir akademik birikime sahip olduğumuz ortaya çıkıyor.

Prof. Dr. Çetin Kaya Koç…

Prof. Dr. Ömer İrfan Küfrevioğlu…

Prof. Dr. İlhami Gülçin…

Prof. Dr. Faruk Kaya…

Prof. Dr. Yusuf Çetin…

Prof. Dr. Fatih Karip…

Prof. Dr. Murat Gökalp…

Prof. Dr. Metin Bayram…

Prof. Dr. Suat Polat…

Prof. Dr. Zeki Taştan…

Prof. Dr. Mehmet Salih Geçit…

Prof. Dr. Mustafa Aydemir…

Prof. Dr. Bilal Tunç…

Prof. Dr. Emine Teyfur…

Prof. Dr. Mehmet Teyfur…

Prof. Dr. Yavuz Oruç…

Prof. Dr. Mehmet Yüce…

Prof. Dr. İlyas Doğan…

Prof. Dr. Ali Çelikkaya…

Prof. Dr. Mehmet Hakkı Alma…

Prof. Dr. Seyfettin Erdoğan…

Prof. Dr. Mehmet Aslan…

Prof. Dr. Abdullah Kaya…

Prof. Dr. Halit Demir…

Prof. Dr. Mehmet Uğurlu…

Prof. Dr. Orhan Çınar…

Prof. Dr. Faruk Alaeddinoğlu…

Prof. Dr. Erol Parlak…

Prof. Dr. Çetin Kotan…

Prof. Dr. Fuat Sayır…

Prof. Dr. Ahmet Özel…

Prof. Dr. Selahattin Salman…

Prof. Dr. Beril Salman Akın…

Prof. Dr. Yasin Kılıç…

Prof. Dr. Bülent Kara…

Prof. Dr. İhsan Nuri Demirel…

Prof. Dr. Akif Arslan…

Bunların yanında doçentlerimiz var.

Doç. Dr. Harun Aydın, Doç. Dr. Ömer Çınar, Doç. Dr. Atilla Durmuş gibi isimler…

Doktor öğretim üyelerimiz ve doktor unvanlı akademisyenlerimiz var.

Dr. Öğr. Üyesi Davut Dağabakan, Dr. Öğr. Üyesi Yavuz Hatunoğlu, Dr. Öğr. Üyesi Adem Aslan, Dr. Öğr. Üyesi Harun Bayram, Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adıgüzel, Dr. Öğr. Üyesi Ayhan Bulut, Dr. Öğr. Üyesi Gülsün Karslı, Dr. Mehmet Ali Bilgili, Öğr. Gör. Dr. Mehmet Fatih Yüce ve daha niceleri…

Ve özellikle altını çiziyorum:

Bunlar yalnızca aklımıza gelen, ismen bildiğimiz ve ulaşabildiğimiz isimler.

Türkiye’nin ve dünyanın farklı üniversitelerinde bilim üreten, burada adını sayamadığımız daha nice Ağrılı akademisyenimizin bulunduğuna hiç şüphe yok.

Bu nedenle mesele bir isim listesi çıkarmaktan çok daha büyük.

Mesele, Ağrı’nın sahip olduğu entelektüel sermayeyi fark etmek.


HER BİRİ AYRI BİR BİLİM İNSANI, AYRI BİR BİRİKİM

Bu isimlerin her biri başka bir alanda uzman.

Çetin Kaya Koç, kriptografi ve bilgi güvenliği alanında uluslararası ölçekte tanınan bir bilim insanı.

Ömer İrfan Küfrevioğlu ve İlhami Gülçin biyokimya alanında önemli akademik birikime sahip.

Faruk Kaya yıllardır Ağrı’nın coğrafyasını, nüfusunu, kentleşmesini ve göç hareketlerini çalışıyor.

Yusuf Çetin sanat tarihi ve kültürel miras alanında önemli bir isim.

Erol Parlak Anadolu müziği ve bağlama kültürü konusunda Türkiye’nin tanınmış akademisyen ve sanat insanlarından biri.

Mehmet Yüce maliye ve ekonomi alanında çalışıyor.

İlyas Doğan hukuk ve insan hakları alanında bilim üretiyor.

Seyfettin Erdoğan iktisat alanında önemli çalışmalara imza atıyor.

Metin Bayram ve Orhan Çınar spor bilimleri alanında birikim sahibi.

Suat Polat, Murat Gökalp, Mehmet Teyfur, Yasin Kılıç ve Akif Arslan eğitim alanında önemli akademik birikimi temsil ediyor.

Harun Aydın Ağrı’nın yakın tarihi ve Cumhuriyet dönemi üzerine çalışıyor.

Bilal Tunç tarihçi.

Emine Teyfur coğrafya alanında çalışıyor.

Fatih Karip kültür ve sanat alanında önemli çalışmalar yürütüyor.

Yavuz Oruç tıp alanında profesörlük unvanına ulaşmış bir bilim insanı.

Bunların her biri Ağrı’nın farklı bir sorununa veya potansiyeline bilimsel açıdan bakabilecek isimler.

İşte tam bu noktada asıl soruyu sormak gerekiyor:

Neden bu insanlar Ağrı’nın geleceğini konuşmak için daha sık aynı masa etrafında oturmuyor?

Neden yılda bir kez dahi olsa Ağrı’nın tarımını, eğitimini, sağlığını, turizmini, sanayisini, şehirleşmesini, kültürünü, gençliğini ve sporunu bu insanlarla birlikte tartışmıyoruz?


SORUNLARI BİLİMLE KONUŞMAK ZORUNDAYIZ

Ağrı ancak insan niteliği büyüdükçe gelişir.

Bir şehrin gelişmişliği yalnızca asfalt miktarıyla, yapılan bina sayısıyla veya alınan kamu yatırımıyla ölçülmez.

Bunların tamamı önemlidir.

Ama şehirlerin gerçek gücü insanlarının niteliğidir.

Bilgi üretebilen, araştırabilen, eleştirebilen, çözüm önerebilen insanların sayısı arttıkça şehir de büyür.

Ağrı’nın bugün en büyük avantajlarından biri, farklı alanlarda yetişmiş çok sayıda akademisyene sahip olmasıdır.

Peki bu birikimi şehir meselelerinde ne kadar kullanıyoruz?

Örneğin tarımı konuşuyoruz.

Ağrı’da çilek üretiyoruz.

Domates üretiyoruz.

Hayvancılık yapıyoruz.

Ama tarımsal sanayiyi istediğimiz noktaya taşıyamıyoruz.

Bu konuyu yalnızca siyasetçiler, bürokratlar veya gazeteciler konuşmamalı.

Tarım ekonomistleri konuşmalı.

Gıda mühendisleri konuşmalı.

İktisatçılar konuşmalı.

Kalkınma üzerine çalışan bilim insanları konuşmalı.

Ağrı’nın eğitim sorunlarını tartışıyoruz.

Bu konuda eğitim bilimcilerimiz konuşmalı.

Suat Polat konuşmalı.

Murat Gökalp konuşmalı.

Mehmet Teyfur konuşmalı.

Yasin Kılıç konuşmalı.

Akif Arslan konuşmalı.

Ağrı’nın eğitim sorunları bilimsel verilerle masaya yatırılmalı.

Şehirleşmeyi ve deprem riskini konuşuyoruz.

Coğrafyacılar, mühendisler ve şehircilik alanında çalışan bilim insanları devreye girmeli.

Turizmi konuşuyoruz.

Ağrı Dağı’nı, İshak Paşa Sarayı’nı, Diyadin’i, Balık Gölü’nü ve diğer değerlerimizi nasıl daha güçlü bir turizm ekonomisine dönüştüreceğimizi akademisyenlerimizle birlikte değerlendirmeliyiz.

Sağlığı konuşuyoruz.

Tıp alanında uzmanlaşmış Ağrılı bilim insanlarımızdan yararlanmalıyız.

Sporda başarıyı konuşuyoruz.

Spor bilimcilerimizi dinlemeliyiz.

Kültürü konuşuyoruz.

Sanat tarihçilerini, edebiyatçıları, müzik bilimcileri ve kültür araştırmacılarını sürece dahil etmeliyiz.

Bir şehrin sorununu çözmenin en doğru yollarından biri budur:

Sorunu yaşayanlarla, o sorunun bilimini bilenleri aynı masa etrafında buluşturmak.


AĞRI AKADEMİK DANIŞMA KURULU NEDEN OLMASIN?

Geçmişte Ağrılı akademisyenlerin bir araya geldiği çalıştaylar yapıldı.

Bu önemliydi.

Fakat bugün bundan daha sürekli ve kurumsal bir modele ihtiyaç var.

Benim önerim açık:

Ağrı Akademik Danışma Kurulu kurulmalı.

Bu kurul herhangi bir siyasi partinin, kişinin veya grubun kurulu olmamalı.

Doğrudan Ağrı’nın ortak akıl platformu olmalı.

Valilik, üniversite, belediyeler, meslek odaları, sivil toplum kuruluşları ve akademisyenler aynı yapı içerisinde buluşabilir.

Tarım ve hayvancılık masası kurulabilir.

Eğitim masası kurulabilir.

Sağlık masası kurulabilir.

Turizm masası kurulabilir.

Sanayi ve istihdam masası kurulabilir.

Şehircilik masası kurulabilir.

Kültür ve sanat masası kurulabilir.

Spor masası kurulabilir.

Her masa Ağrı için somut öneriler hazırlamalı.

Bu öneriler raporlaştırılmalı.

Uygulanabilir olanlar kurumlara aktarılmalı.

Takibi yapılmalı.

Yani akademisyenleri yalnızca konferansa çağırıp bir konuşma yaptırmak yerine, onları doğrudan şehrin karar ve fikir süreçlerine dahil etmek gerekir.


AKADEMİSYENLERİMİZİ SADECE UNVAN ALDIKLARINDA HATIRLAMAYALIM

Bence burada medya olarak bizim de bir eksiğimiz var.

Bir akademisyen profesör oluyor.

Haberini yapıyoruz.

Tebrik ediyoruz.

Sonra o bilim insanının birikiminden yeterince yararlanmıyoruz.

Halbuki o insan yıllarca çalışmış.

Bir alanda uzmanlaşmış.

Onlarca araştırma yapmış.

Öğrenciler yetiştirmiş.

Biz neden dönüp sormuyoruz:

“Hocam, Ağrı için ne düşünüyorsunuz?”

Faruk Kaya’ya Ağrı’nın şehirleşmesini soralım.

Yusuf Çetin’e kültürel mirası soralım.

Çetin Kaya Koç’a gençleri teknoloji ve bilgi güvenliği alanına nasıl yönlendirebileceğimizi soralım.

Mehmet Yüce’ye Ağrı’nın ekonomik kalkınma modelini soralım.

Suat Polat’a eğitimde hangi yapısal sorunların bulunduğunu soralım.

Yavuz Oruç’a sağlıkta hangi alanların güçlendirilmesi gerektiğini soralım.

Erol Parlak’a Ağrı’nın kültürel değerlerini nasıl daha görünür hale getirebileceğimizi soralım.

Harun Aydın’a şehrin tarihsel hafızasını soralım.

İşte bu sorular ve alınacak cevaplar bir şehir için gerçek anlamda yol gösterici olabilir.


GENÇLER BU İSİMLERİ TANIMALI

Ağrı’daki gençlerin önüne yalnızca siyasetçileri, iş insanlarını veya sporcuları rol model olarak koymamalıyız.

Bilim insanlarımızı da tanıtmalıyız.

Bir çocuk Çetin Kaya Koç’u tanımalı.

Faruk Kaya’yı tanımalı.

Suat Polat’ı tanımalı.

Yusuf Çetin’i tanımalı.

İlhami Gülçin’i tanımalı.

Erol Parlak’ı tanımalı.

Yavuz Oruç’u tanımalı.

Mehmet Teyfur’u tanımalı.

Akif Arslan’ı tanımalı.

Çünkü başarı hikâyeleri gençlerin ufkunu büyütür.

Ağrı’da yaşayan bir çocuk şunu görmeli:

“Ben de bu şehirden çıkıp profesör olabilirim.”

“Ben de bilim insanı olabilirim.”

“Ben de Türkiye’de ve dünyada söz sahibi olabilirim.”

Bazen bir şehirdeki en büyük yatırım, bir gencin hayalini büyütmektir.


BU İSİMLER SADECE AKLIMA GELENLER

Bu yazıda çok sayıda isim saydım.

Ama eminim ki eksiklerimiz var.

Hatta çok sayıda eksik isim vardır.

Kimisi benim şahsen tanıdığım, kimisi kendisinden ders aldığım, kimisiyle görüştüğüm, kimisinin çalışmalarını takip ettiğim, kimisini ise yalnızca ismen bildiğim kıymetli Ağrılı bilim insanları…

Adını anamadığım herkesten peşinen özür dileyeyim.

Çünkü mesele zaten isimleri eksiksiz sıralamak değil.

Mesele şunu göstermek:

Ağrı’nın sandığımızdan çok daha büyük bir insan kaynağı var.

Belki 250’ye yakın akademisyen…

Belki bugün bu sayının da üzerinde.

Türkiye’nin ve dünyanın farklı şehirlerinde çalışan, bilim üreten, öğrenci yetiştiren çok büyük bir akademik insan gücü.

Bu büyük bir sermaye.

Ve Ağrı’nın bu sermayeden çok daha fazla yararlanması gerekiyor.


AĞRI’NIN EN BÜYÜK YATIRIMI İNSANI OLMALI

Fabrika yaparsınız.

Yol yaparsınız.

Köprü yaparsınız.

Bina yaparsınız.

Bunların hepsi gereklidir.

Ama insan yetiştirirseniz o insan başka insanları yetiştirir.

Bir profesör yüzlerce öğrenciye dokunur.

Bir bilim insanı yeni bilim insanları yetiştirir.

Bir iyi öğretmen yüzlerce çocuğun hayatını değiştirir.

Bir iyi doktor binlerce insana şifa verir.

Bir akademisyen, bir şehrin yıllardır çözemediği bir probleme bilimsel bir bakış açısı kazandırabilir.

İşte bu nedenle Ağrı’nın en önemli yatırımlarından biri insan olmalıdır.

Üstelik bugün elimizde çok önemli bir avantaj var:

Bu insanları zaten yetiştirmişiz.

Şimdi yapmamız gereken onları yeniden Ağrı’nın ortak aklına dahil etmek.

Yavuz Oruç’un profesörlük haberine sevindik.

Suat Polat hocamızın profesörlük haberine sevindik.

İnşallah bundan sonra daha nice Ağrılı bilim insanının başarı haberini okuyacağız.

Ama onları sadece tebrik etmeyelim.

Dinleyelim.

Görüşlerini alalım.

Ağrı’nın sorunlarını onlarla konuşalım.

Onların akademik birikimini şehrin geleceğine katalım.

Çünkü Ağrı’nın geleceği yalnızca dışarıdan gelecek yatırımlarla kurulmayacak.

Bir bölümü de Ağrı’nın kendi yetiştirdiği insanların bilgisi, tecrübesi ve ortak aklıyla kurulacak.

Ve bence artık bu büyük gücü fark etmenin zamanı geldi.